İsrail Yeni Çağda Tutunabilir mi?

Haziran 14, 2026
İsrail Yeni Çağda Tutunabilir mi?

İsrail’in gücünü bugünkü ordusu, ittifakları ya da füze savunma sistemleriyle ölçmek yanıltıcıdır. Bunlar kısa vadeli göstergelerdir. Uzun vadede bir devletin konumunu belirleyen şey, dünyanın ekonomik ve stratejik ağırlık merkezinin nerede olduğudur. Çünkü her devletin stratejik değeri, içinde bulunduğu dönemin güç haritasına göre belirlenir. Bugün bu harita değişiyor. Yüzyıllardır Batı’da olan ağırlık merkezi doğuya, Asya’ya kayıyor. İsrail’in geleceğini anlamak için önce şunu görmek gerekir: İsrail, kurulmakta olan yeni düzenin değil, sona eren düzenin bir ürünüdür.

Bu iddia sayısal verilerle desteklenebilir. İktisatçı Danny Quah, dünyanın ekonomik ağırlık merkezini gezegen üzerindeki tüm ekonomik faaliyetin ortalama konumunu hesapladı. Bu merkez 1980’de Atlantik’in ortasındaydı. 2008’de Helsinki ve Bükreş’in doğusuna kaymıştı. Mevcut büyüme eğilimleri sürerse 2050’de tam olarak Hindistan ile Çin arasında olacak. Toplam kayma yaklaşık 9.300 kilometre; yani Dünya’nın yarıçapının bir buçuk katı.

Açık Devleti Kim Taşır?

Açık Devleti Kim Taşır?

Okumak istersen →

Bu bir yenilik değil, bir geri dönüştür. Maddison’ın iki bin yıllık GSYİH verileri, Güney Asya’nın 1-1500 yılları arasında dünyanın en büyük ekonomisi olduğunu, 1700’de yeniden zirveye çıktığını gösteriyor. Çin ise 1500-1700 ve 1820-1890 arasında lider oldu. Asya, son iki bin yılın bin beş yüz yılından fazlasında küresel ekonominin merkeziydi. Avrupa ve ardından Atlantik üstünlüğü, sanayi devrimiyle başlayan, yüz elli-iki yüz yıllık bir aradan ibarettir. Asya Kalkınma Bankası’na göre Asya 2050’de küresel GSYİH’nin yaklaşık %52’sini üretecek ve üç yüz yıl önce sahip olduğu egemen konumu geri kazanacak.

Buradan çıkan sonuç açıktır. Batı egemenliğini doğal ve kalıcı sanıyoruz; oysa o, tarihin geneline göre kısa ve istisnai bir dönemdir. Dünya şimdi olağan dengesine, yani doğu-ağırlıklı yapısına geri dönüyor.

Bir bölgenin değeri merkeze göre değişir

Bir bölgenin stratejik önemi mutlak değildir. Hangi gücün egemen olduğuna ve ticaretin hangi yoldan aktığına göre artar veya azalır. Roma döneminde Akdeniz dünyanın merkeziydi, çünkü çağın ağırlığı bu havzadaydı. Roma çöküp merkez Konstantinopolis’e ve doğuya kaydığında, aynı topraklar kenar bölgeye dönüştü. Coğrafya değişmedi; ona bakan gücün konumu değişti. Bugün de aynı türden bir kayma yaşanıyor.

Modern İsrail bu Batı döneminin içinde kuruldu. Siyasi Siyonizm on dokuzuncu yüzyıl Avrupa’sının ürünüdür. Devletin önünü açan 1917 Balfour Deklarasyonu bir Avrupa imparatorluğu tarafından yazıldı; kuruluşunu mümkün kılan manda yönetimi de Avrupa gücünün bölgeye uzantısıydı. Bu, Yahudi halkının topraklarla olan tarihsel bağını reddetmek anlamına gelmez; o ayrı bir konudur. Burada söylenen şudur: modern İsrail’in stratejik işlevi, bir Akdeniz-Atlantik gücünün Orta Doğu’daki ileri karakolu olmaktır. Soğuk Savaş’ta Sovyetlere karşı bir set, petrol çağında Batılı çıkarların bölgedeki çapası, tek kutuplu dönemde Amerika’nın en güvenilir ortağı oldu.

Bütün bu rollerin ortak varsayımı, dünyanın ağırlık merkezinin Batı’da olmasıdır. İsrail’in vazgeçilmezliği, ona değer veren gücün egemenliğine bağlıydı. O güç bölgeden çekilirse, İsrail’in işlevi de anlamını yitirir.

Asıl belirleyici nokta budur. Çin, Hindistan ve Doğu Asya’nın uygarlık gelenekleri -Konfüçyüsçü, Hindu, Budist- Kudüs merkezli bir kutsal coğrafya taşımaz. Levant, Asya’nın tarihsel ve dinsel haritasında bir merkez değil, uzak bir kıyıdır. Bundan daha önemlisi, Asya’nın bölgeyle ilişkisinin maddi mantığıdır. Asya, Orta Doğu’dan iki şey ister: enerji ve geçiş. Enerji Körfez’in petrol ve gazındadır; geçiş Hürmüz, Babülmendep ve Malakka boğazlarındadır. Bu denklemde Doğu Akdeniz kıyısı, yani İsrail’in bulunduğu coğrafya, çevresel bir konumdur. Asya’nın deniz ticareti açısından Akdeniz çanağı, Süveyş’in ötesinde kalan bir uç noktadır.

Bu fark stratejik denklemi değiştirir. Avrupa için Levant, kendi denizinin doğu kapısıydı ve bir güvenlik meselesiydi. Asya için ise ne ortak bir kutsal coğrafyanın ne de ana ticaret yolunun üzerindedir. Avrupa İsrail’i merkezî bir mesele olarak görürken, Asya onu çevresel görür. Bir devlet için en zayıflatıcı durum düşmanlık değil, ilgisizliktir.

Asya güçlendikçe Anadolu güçlenir

Bu kaymanın ters yönde etkilediği bir coğrafya da var. Tarihte tekrarlanan bir kural vardır: doğu-batı ticareti karadan aktığında ve Asya üretimin merkezi olduğunda, iki kıtayı bağlayan kara köprüsü, yani Anadolu, kritik konuma gelir. Hititlerden Lidya’ya, Pers Kral Yolu’ndan Bizans’a, Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar bu böyle işledi. Asya’nın zenginliği batıya karadan aktıkça, bu akışı kontrol eden Anadolu güçlendi. Ticaret denizden aktığında ise -Avrupa’nın okyanus imparatorlukları, Süveyş Kanalı, Atlantik dönemi-Anadolu geri planda kaldı.

Bugün kara yolu yeniden öne çıkıyor. Çin’in Kuşak-Yol Girişimi ve onunla örtüşen Orta Koridor, Çin’i Orta Asya, Hazar ve Kafkaslar üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlıyor. Bu, batı Çin ile Avrupa arasındaki en kısa kara hattıdır. Rusya’nın kuzey rotası ve İran güzergâhı siyaseten riskli hale geldikçe, akış Anadolu eksenine kayıyor. Türkiye bu hatta Avrupa’ya açılan doğal geçiş noktası konumundadır ve koridordaki yük hacmi son on yılda kat kat arttı. Tarihsel örüntü tekrar ediyor: ağırlık merkezi doğuya kaydıkça ve ticaret karaya döndükçe, Levant değil Anadolu değer kazanıyor.

İsrail’in önümüzdeki on yıllarda güç kaybetmesi, askeri bir yenilgiden değil, kendisine değer veren dünya düzeninin değişmesinden kaynaklanacaktır. Avrupa dönemi kapanırken, o dönemin bölgedeki en belirgin projelerinden biri de zeminini kaybediyor.

Bu tezin tek ciddi açığı şudur: Asya’nın yükselişi Levant’ı zorunlu olarak dışlamaz. Hindistan’dan Körfez ve İsrail üzerinden Avrupa’ya uzanması planlanan yeni bir ticaret koridoru tartışılıyor. Bu hayata geçerse, İsrail Batı’nın karakolu olmaktan çıkıp Doğu’nun bir geçiş noktasına dönüşebilir. O durumda bu yazının öngördüğü düşüş gerçekleşmeyebilir. Belirleyici soru şudur: Asya çağı Levant’ı tasfiye mi edecek, yoksa kendi ticaret ağına mı katacak? İsrail’in 2035’teki konumu büyük ölçüde bu sorunun cevabına bağlıdır.

Peki bu mümkün mü? Sorunun cevabını sonraki bölümde arayacağız?

Hayati Esen

Hayati Esen: 2012 yılında çeşitli dergi ve gazetelerde teoloji, siyaset ve sanat üzerine denemeleri yayımlandı. 2014 yılında fikrikadim.com adlı internet sitesini kurdu. 2023 yılında "Pis Roman" adlı bir roman yazdı. 2025 Yılında Simülasyonu Hacklemek: Modern İktidarın Anatomisi Kitabı yayınlandı. Yazılarını konuyorum.com'da yayınlamaya devam etmektedir.

Amerika Batı Felsefesini Nasıl Ele Geçirdi?
Previous Story

Amerika Batı Felsefesini Nasıl Ele Geçirdi?

İsrail’in Geleceği İkinci Bölüm
Next Story

İsrail’in Geleceği İkinci Bölüm

Amerika Batı Felsefesini Nasıl Ele Geçirdi?
Previous Story

Amerika Batı Felsefesini Nasıl Ele Geçirdi?

İsrail’in Geleceği İkinci Bölüm
Next Story

İsrail’in Geleceği İkinci Bölüm

Latest from Hayati Esen

İsrail’in Geleceği İkinci Bölüm

İsrail'in Geleceği İkinci Bölüm: Doğu Çağı Levant'ı Tasfiye mi Edecek? İlk bölümü bir soruyla bitirmiştik: Asya çağı Levant'ı dışlamak yerine kendi ticaret