Altın fiyatları 2026 yılının başından bu yana yüksek volatilite göstermeye devam ediyor ve bu eğilimin yıl boyunca sürmesi bekleniyor. Mart ayı itibarıyla fiyatlar, Şubat ayının sonunda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan jeopolitik gerilimlerin etkisiyle hızla yükselerek 5.400 dolar/ons seviyesini aştı. Ancak bu yükselişin ardından kısmi geri çekilmeler yaşandı ve fiyatlar yeniden 5.100–5.200 dolar bandına geriledi.
Uzmanlar kısa vadede düzeltme hareketleri (pullback) görülebileceğini kabul etse de genel trendin yukarı yönlü olduğu konusunda hemfikir. Buna göre altın fiyatlarının yıl sonuna kadar 5.000 ile 6.300 dolar arasında dalgalanması muhtemel görünüyor. Bu dalgalanmaların arkasında üç temel faktör bulunuyor: ABD Merkez Bankası’nın faiz politikaları, doların küresel gücü ve dünya ekonomisindeki belirsizlik. Ancak bunların yanında jeopolitik riskler de fiyatları yukarı iten güçlü bir unsur olarak öne çıkıyor.
Hürmüz’ün Yedi Kalesi: İran’ın “Batmaz Uçak Gemileri” ve Küresel Enerji Denklemi
Okumak istersen →Mart 2026’da yaşanan sert dalgalanmanın ana nedeni ise büyük ölçüde ABD-İran savaşıyla bağlantılı gelişmeler. 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail ortak saldırıları ve İran’ın misillemeleri, petrol fiyatlarını hızla yükselterek küresel piyasalarda enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşıdı. Bu ortamda altın, geleneksel “güvenli liman” rolünü yeniden üstlendi. Saldırıların hemen ardından fiyatlar yaklaşık %5–6 yükseldi. Ancak doların güçlenmesi ve Fed’in faiz indirimlerini erteleyeceği beklentisiyle bu yükselişin bir kısmı geri verildi. Analistler, gerilimin petrol arzını ciddi biçimde bozması halinde altının daha da yükselebileceğini, ancak çatışmanın sınırlı kalması durumunda volatilitenin azalabileceğini belirtiyor. Tarihsel olarak benzer jeopolitik krizlerde altının %7 ile %15 arasında değer kazandığı biliniyor.
Amerikalı ekonomistler altın piyasasındaki oynaklığı özellikle Fed politikaları, doların gücü ve jeopolitik risklerle ilişkilendiriyor. JPMorgan yıl sonu için 6.300 dolar/ons tahmini yaparken, uzun vadeli tahminini 4.500 dolar seviyesine revize etti. Bankaya göre merkez bankalarının altın alımları ve yatırımcı talebi fiyatların ana sürükleyicisi olmaya devam edecek. Goldman Sachs ise yıl sonu için 5.400 dolar hedefini koruyor. Morgan Stanley’e göre ise kısa vadede bazı zayıflıklar görülse bile yılın ikinci yarısında fiyatların 5.700 dolar seviyesine çıkması mümkün. Genel tabloya bakıldığında ABD’li uzmanlar doların kısa vadede güçlenmesinin volatiliteyi artıracağını, ancak uzun vadede doların zayıflamasının altın fiyatlarını destekleyeceğini düşünüyor.
Avrupalı ekonomistlerin değerlendirmeleri de büyük ölçüde benzer yönde. UBS, Mart-Haziran dönemi için altın hedefini 6.200 dolara yükseltirken, merkez bankası talebi ve düşük faiz ortamını temel gerekçeler olarak gösteriyor. Dünya Altın Konseyi (World Gold Council) ise daha geniş bir senaryo aralığı çiziyor: Küresel ekonomide yavaşlama olması durumunda altının %5 ile %15 arasında değer kazanabileceği, ciddi jeopolitik gerilimler halinde ise bu artışın %15 ile %30’a kadar çıkabileceği belirtiliyor. Deutsche Bank da altının 6.000 dolar seviyesine ulaşabileceğini ifade ediyor. Avrupa’daki genel yaklaşım, volatilitenin yüksek kalacağı ve altının “güvenli varlık” rolünün daha da güçleneceği yönünde.
Dünya genelindeki ekonomistler konuyu merkez bankası alımları, düşük faiz ortamı, doların zayıflaması ve jeopolitik riskler çerçevesinde değerlendiriyor. Konsensüs tahminleri 4.100 ile 6.300 dolar arasında değişiyor. JPMorgan ve Goldman Sachs gibi kurumlar iyimser senaryolarda 6.000 doların üzerinin mümkün olduğunu düşünüyor. Analistlere göre 2026 yılı boyunca volatilite devam edecek ancak yapısal talep –özellikle merkez bankalarının ve büyük yatırım fonlarının altın alımları– nedeniyle uzun vadeli trend yukarı yönlü kalacak. Dünya Altın Konseyi de küresel belirsizlik ortamının altın talebini desteklediğini vurguluyor. Bazı uzun vadeli projeksiyonlar ise fiyatların 2027’de 6.500 dolara, 2030’da ise 8.150 dolara kadar çıkabileceğini öngörüyor.
Altın fiyatlarındaki yükselişin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri ise çift yönlü. Bir yandan artan fiyatlar, Türkiye’de hanehalkının sahip olduğu altın varlıklarının değerini son bir yılda yaklaşık 300 milyar dolar artırarak güçlü bir “servet etkisi” oluşturdu. Bu durum tüketim harcamalarını desteklerken, aynı zamanda enflasyonla mücadeleyi de zorlaştırıyor; zira Türkiye’de enflasyon hâlâ %30’un üzerinde seyrediyor. Bu gelişmeler, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde daha temkinli davranmasına yol açabiliyor.
Öte yandan yükselen altın fiyatları Türkiye’nin dış dengesi üzerinde de baskı yaratıyor. Altın ithalatı cari açığı genişletirken, ons fiyatındaki her 100 dolarlık artışın cari denge üzerinde yaklaşık 400 milyon dolar olumsuz etkisi olduğu hesaplanıyor. Buna karşılık Türkiye’nin altın rezervleri döviz rezervlerini destekleyici bir rol oynuyor. Ancak küresel fiyatlardaki sert dalgalanmalar Türk lirası üzerinde ek baskı yaratabiliyor ve üretim maliyetlerini artırarak ekonomideki kırılganlığı derinleştirebiliyor.



