Türkiye’de hemşirelik, yalnızca bir sağlık mesleği değil, sağlık sisteminin ayakta kalmasını sağlayan omurgalardan biri. Ancak son yıllarda bu omurga ciddi biçimde zorlanıyor. Ekonomik sıkıntılar, artan kira ve yaşam giderleri, uzun mesailer, tükenmişlik sendromu ve örgütlenme eksikliği; hemşireleri özellikle büyük şehirlerde çıkmaza sürüklüyor.
Türk Hemşireler Derneği Genel Başkanı Azize Atlı Özbaş, bu tabloya içeriden bakan bir isim. Onunla yaptığımız bu söyleşide, hemşirelerin yaşadığı ekonomik ve psikolojik zorlukları, sendikaların ve derneklerin bu süreçteki rollerini, istihdam krizini ve sağlık sisteminin ticarileşmesinin hem çalışanlar hem de hastalar üzerindeki etkilerini konuştuk.
Magyar Macaristan’ın Zelenski’si mi olacak?
Okumak istersen →Özbaş, sorunun yalnızca hemşirelerin değil, tüm sağlık çalışanlarının ortak sorunu olduğunu vurguluyor; çözümün de örgütlenme bilincinin güçlendirilmesinde yattığını söylüyor. “Doğru soruyu doğru adrese sormalıyız,” diyen Özbaş’a göre asıl mesele, hemşireliğin kamusal değerinin yeniden tanımlanması ve insan onuruna yakışır çalışma koşullarının sağlanması.
Bu söyleşi, hemşirelik mesleğinin bugünkü yapısal sorunlarını görünür kılarken, sağlık sisteminin insan kaynağı açısından ne kadar kırılgan bir noktada durduğunu da açıkça ortaya koyuyor.
Son yıllarda hemşirelerin sağlık sistemi içindeki durumları ekonomik, sosyolojik ve psikolojik açılardan olumsuz yönde etkilenmiş durumda. Metropollerde, ağır ve uzun çalışma koşulları hemşireleri çıkmaza sokuyor. Özellikle maaşların yetersizliği ve ekonomik zorluklar hemşireleri isyan ettirmiş durumda. Büyük şehirlerde hemşireler çalışmak istemiyor. Türk Hemşireler Derneği olarak bu durumu nasıl görüyor ve değerlendiriyorsunuz?
Geçmiş dönemlerde, pandemi sonrası maaşların oldukça düşük seyrettiği, hemşire maaşlarının asgari ücretin hemen üzerinde olduğu dönemlerde bu şekilde bildirimler çok geliyordu. Ama son zamanlarda özlük ve maaşla ilgili çok fazla mesaj almıyoruz. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar, yalnızca hemşirelerin değil, bütün memurların ve sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu ekonomik koşullarının zorluğu bizim de her gün gözlemlediğimiz ve yaşadığımız süreçler. Metropollerdeki koşullara gelince, özellikle Antalya’da, İstanbul’da sıkıntıların olduğunu biliyoruz. Kiraların çok yüksek olduğu metropoliten şehirlerde meslektaşlarımızın kiralarını karşılayacak düzeyde bile maaş alamıyor. Meslektaşlarımız, şehrin dışarısına doğru daha uygun fiyatta ev bulabilecekleri bölgelere kaymak zorunda kalıyor. Bu da iş ve kalacak yer arasındaki mesafenin açılması nedeniyle yorgunluğa bir kat daha yorgunluk ekliyor. Türk Hemşireler Derneği olarak gerekli platformlarda bu soruna dikkat çekiyoruz ve raporlarımızda bu soruna yer veriyoruz. Ama meslektaşlarımızın da şunu bilmesi gerekiyor: Bizdeki temel problem örgütlenme ile ilgili. Hangi örgütten ne bekleyip ne isteyeceğimiz konusunda kafa karışıklığımız var. Dernek nedir, birlik nedir, sendika nedir, çalışma alanları nelerdir bilirsek, kimden neyi bekleyeceğimizi biliriz ve isteklerimizi doğru adrese yönlendiririz. Doğru soruyu, doğru adrese sorarız. Özlükle ilgili, hemşire maaşları ve sağlık çalışanlarının çalışma koşullarıyla ilgili süreçler sendikaların çalışma alanıdır. Şu an Türkiye’de 70’İn üzerinde sağlık alanında faaliyet gösteren sendika var. Sahadaki meslektaşlarımızla görüştüğümüzde, derneğe üyelik oranlarının %10’lara düştüğü bir süreçte %80’lerin üzerinde çıktığını görüyoruz. Ancak maaşla ve özlükle ilgili sorunlar, sorular halen konunun muhatabı sendikalara değil, derneğe soruluyor.
Sendikaların bu kadar yaygın olduğu bir ortamda, hemşireler neden maaşla ilgili sıkıntılarını çözüme kavuşturamıyor?
Tam zamanlı çok sayıda çalışanı olan, milyonlarca liralık aylık gelirleri, ve üye olarak güç verdiğimiz sendikalar var. Biz üye olarak bu sendikalara emek mücadelemizi emanet ediyoruz. Diyoruz ki: Hükümetle, bakanlıkla olan pazarlıkta bizlerin lehine, bizlerin özlüğüyle ilgili, bizlerin maaşıyla ilgili sesimiz olun. Memur maaşları toplu sözleşme sürecinde masaya yatırılır. toplu sözleşme sürecinde hükümet yetkili sendika ile masaya oturur ve özlük hakları ve maaş zammı pazarlığını bu sendikalarla yapar. O masaya hangi sendikanın oturacağına da üye olarak bizler karar veririz. Böyle bir süreçte, hemşirelerin maaşıyla ilgili sorunun, özlükle ve maaşla ilgili süreçlerimi yönet, diye yetki verdiğim ve o masaya gönderdiğim sendikaya sorulması gerektiğini düşünüyorum, derneğe değil. Çünkü dernek hükümetin ya da bakanlığın maaş zammı pazarlığında dikkate aldığı bir yapı değil. Tabii ki bakanlığın derneği dikkate aldığı pek çok konu var. THD, Sağlık Bakanlığı ve ilgili diğer kurumlarla hemşirelik mesleği ile ilgili, meslek kimliğiyle ilgili, meslek tanımıyla ilgili, mevzuatla ilgili çalışıyor. Ama özlük hakları sendikanın işidir, maaşlar sendikanın işidir. Neden bir sözleşmeli işçi hemşireden çok fazla maaş alıyor? Bu sorunun cevabı da sendikalardadır, dernekte değildir.
Bizim şu anda 16 tane şubemiz var, 9 tane yönetim kurulu üyemiz var. Dernekteki 9 yönetim kurulu üyemizin hepsi tam zamanlı olarak hemşirelik yapmakta; akademide ya da sahada. Başkan yardımcımız çok yoğun bir üniversite hastanesinin yoğun bakım sorumlusuydu, şu an ameliyathane sorumlusu. Genel sekreterimiz yoğun bakım hemşiresidir. Bir başka yönetim kurulu üyemiz hâlen 30. yılını çalışan bir meslektaşımızdır. Biz meslektaşlarımızın çok sıkışmış ve tükenmiş hissettiği şartlarda çalışıp, bunun üstüne dinlenebileceği zamanda dernek faaliyetlerini yürüten insanlarız. Türk Hemşireler Derneği, 1933 yılında kurulan, 90 yılı aşkındır çalışan, kamu yararına bir dernek. Türk Hemşireler Derneği’nin hem tecrübesi hem akademik ve klinik alandan beslenen yapısı, Meclis, Sağlık Bakanlığı, ilgili diğer bakanlıklar karşısında derneğe bir saygınlık kazandırmıştır. Onun için bu kurumlar bizimle beraber projeler yaparlar, mevzuatla ilgili çalışmaları beraber yürütürüz. Ama bizim resmi olarak herhangi bir yaptırımımız ya da yasalarla korunan özel yetkilerimiz yoktur. Meslek birlikleri yasayla kurulduğu için birliğin yetkisi yasalarla korunmuştur ve bir meslek birliğinden beklenen faaliyetleri bire bir dernekten beklemek; derneğe haksızlık yapmak olacaktır. Meslekle ilgili süreçlere dahil olmayla ilgili meslek birlikleri en basitinden grev yapma, iş bırakma, iş yavaşlatma çağrısında bulunabilirken, sendikaya bu yetki tanınmışken, dernek bu çağrılarda bulunamaz. Derneğin çalışma alanında ne gibi faaliyetleri olabileceği Dernekler Yasası’yla belirlenmiştir ve biz Türk Hemşireler Derneği olarak hukuksal bağlamda faaliyetlerimizi yürütme konusunda çok hassasız. Onun için hukukun izin verdiği ve yasaların bize çizdiği çerçeve doğrultusunda faaliyetlerimizi yürütürüz. Sorunuza gelecek olursak: evet, büyük şehirlerde yaşam çok zorlaştı. Açılan şehir hastaneleri özellikle büyük şehirlerdeki hemşire açığını çok daha fazla derinleştirdi. Maaşla ilgili, özlükle ilgili ciddi sorunlarımız var. Ancak, düşük maaşlarla ilgili konu sendikaların çalışma alanı. Bu sorunun cevabını onların işi olduğu için çok daha iyi bilirler. Onlara sormak daha doğru olacaktır, diye düşünüyorum.
Hemşirelik sağlık sisteminin yapı taşı, DNA’sı bir bakıma. Depremde, salgında, bayramda, seyranda; insanların sağlığına kavuşması için emek veren bir meslek. Meslek tanımı olarak ayrı bir statüye gelmesi gerekmiyor mu? Standart bir memur olarak değerlendiriliyor. Halbuki hemşire bir memur gibi çalışmıyor. Farklı bir statüde değerlendirilmesi gerekir mi?
Örgütçülüğün ya da emek savunusuyla ilgili sürecin felsefesinde yatan şey şudur: Hepimiz –benim beraber mesai yaptığım sekreter arkadaşım da tekniker arkadaşım da, teknisyen arkadaşım da– insan onuruna yakışacak şekilde hayatını geçirebileceği ve ailesine bu şartları sunabileceği koşullarda çalışmalı. Burada diğerlerinin aldığı üzerinden değil; ben kendi hayatımı insanca yönetebiliyor muyum, yürütebiliyor muyum? Bana verilen kaynaklar, dinlenme zamanı, maddi kaynaklar, sosyal haklar; benim psikolojik, fiziksel ve sosyal olarak sağlıklı olabilmeme imkân veriyor mu, vermiyor mu? Ona bakmak gerekiyor. Bizim mücadelemiz bu yönde. Evet, farkındayız: Hemşireler sağlıklı bir şekilde hayatlarına devam edebilecek koşullarda çalışamıyorlar ve şu anki çalışma koşulları onların kendi sağlığına zarar veriyor. Hak kazanma konusunda bütün literatür, tarihî süreçler, gözlemler ve uzmanlar şunu söylüyor: Eğer hak kazanımı istiyorsanız, bazı yolları var bunun… Bunlardan biri, yaptığınız işin size özel olması ve sizden başka bu uzmanlık alanına sahip kimsenin olmaması. Biz hemşireler olarak çalıştığımız alanda hemşirelik diploması olmayan herkese alanımızı açıyorsak; ben iki nöbet az tutayım diye hemşirelik eğitimi almamış diğer sağlık çalışanlarını kendi kliniğimde çalışmasına göz yumuyorsam, bunu normalleştiriyorsam; işimi yalnızca takip ve tedaviyle sınırlıyorsam, o işi herkes yapabilir gibi görülüyor. Ve herkesin yapabileceği bir iş için de, örgütlenmeniz yoksa, tek olarak ses çıkartamıyorsanız ve doğru örgütlenme kanalının arkasında gücünüzü birleştiremiyorsanız, dünyanın en önemli işini yapsanız bile hak mücadelesinde başarılı olamıyorsunuz. Bakın, biz yıllarca alanlarımıza hemşirelik eğitimi almamış gruba açtık ve hatta özel dal hemşireliği derneklerimize aldık. Mevzuata aykırı olduğu hâlde alanlarımıza aldık, hemşirelik mesleğini icra etmelerine göz yumduk. Bu o insanlara da haksızlıktı; eğitimini almadıkları bir işle, görev tanımlarında olmayan işleri yaptılar. Halk sağlığı tehlikeye atıldı. Bu şekilde çalışmaya bazı çalışanlar hevesliydi, bazıları kesinlikle eğitimini aldıkları işi yapmak istiyordu. Ama biz bu uygulamayı normalleştirdik, kanıksadık. Sağlıkla ilgili uzaktan yakından eğitim almış herkesin hemşire görev yetkisiyle çalışmasına müsaade edildi ve biz de buna kliniklerde göz yumduk.
Daha açık anlatmanızı istiyorum. Mesela hemşirelik dışında kimler çalıştırılıyor?
Hangi mesleğin eğitimini almış olmasının önemi yok. Önemli olan hemşirelik eğitimi almayan kişilerin hemşirelik yapması ve bizim bunu normalleştirmemiz. Yönetim kadrosundaki meslektaşlarımızın bunu normalleştirmesi, kanıksaması; sahadaki meslektaşlarımızın da bunu normalleştirmesi… Ama sizin yaptığınız işi herkes yapabiliyorsa ve biz bunun peşinde koşmazsak, istihdam açıklandığında; 20.000 kişinin 10.000’ini hemşire alıp, diğer 10.000’ini ihtiyacı olmadığı sağlık çalışanlarını alıp hemşire olarak çalıştırma yoluna gidebiliyor yöneticiler. Biz bunun önüne geçmeye çalışıyoruz ve halk sağlığını korumak için de eğitimi almayan kişiler bu işi yapmasın, diyoruz. Yani burada yine hak kazanımına gelirsek: Sizin yaptığınız işi herkes yapabiliyorsa (çünkü siz aldığınız eğitimi herkesin yapabileceği kadar indirgiyorsanız), siz ne kadar “Biz önemli bir iş yapıyoruz” derseniz deyin; yönetici ve politikacı, karar verici “Bir takip alıp tedavi yapmak değil mi? Onu A mesleği de yapar, B mesleği de yapar, C mesleği de yapar” diyebiliyor.
Hemşire kadrosunda olmayan birisinin hemşire olarak çalıştırılması, nöbet tutması aslında yönetmeliklere, kanuna, mevzuata aykırı ama sistem böyle işliyor diyorsunuz. Öyle mi?
Evet, bu bir sır değil, herkesin bildiği bir gerçek!
Yani ebe, hemşire kadrosunda çalıştırılıyor? Acil tıp teknisyenleri, acil tıp… Evet, onları söylersek daha açık olabilir.
Acil tıp teknisyeninin görevi nerede başlar, nerede biter? Acil dışına çıkamaz. Siz acil tıp teknisyenini ameliyathanede, palyatif kliniğinde, dahiliyede, yoğun bakımda görüyorsanız burada bir sıkıntı var. Böyle bir durumda ne oluyor? Biz bunu tespit ettiğimizde, meslektaşlarımız kanıtlarıyla bize bu bilgiyi gönderdiğinde, bakanlığın denetim şubesi duruma el koyuyor. İl sağlık müdürlükleri bu süreci engelliyor.
Şu anda mesai dışı, gece saat 22’ye kadar İstanbul’da bazı poliklinikler çalışmaya başladı. Yine verilen ücretler çok yeterli değil ve hastanelerin kapasitesi biliniyor ama aynı eleman sayısıyla bu yapılmaya çalışılıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Şartlar değişmeden aynı şartlarla daha fazla hizmet verilmeye çalışılıyor. Bu sağlık sistemini nasıl etkiler? Sağlıklı bir hizmet verilebilir mi?
Yani biz şunu biliyoruz ki, sağlık çalışanları 8 saatten fazla çalıştığında hata yapma oranları artmaya başlıyor. Mesailerle ya da bir hemşirenin bakabileceği hasta sayısı ile ilgili dünyada standartlar var. İşte bir hemşirenin en fazla 8-10 hasta ile çalışmasını hedefleyen öneriler var. Yani şunu biliyoruz ki, sağlık çalışanı ne kadar mesaisinin üstünde, uzun saatte çalışırsa, ne kadar fazla iş yüküyle çalışırsa hata yapma oranı o kadar artıyor ve hasta güvenliği riske atılıyor. Eğer bu şekilde mesai sonrasında bir hizmet yürütülmesi planlanıyorsa, istihdamın da buna göre düzenlenmesi gerekiyor. Bu konuda hemfikirizdir, diye tahmin ediyorum. Hemen herkes de aynı fikirdedir, diye tahmin ediyorum. Fazla çalışma olmasa dahi şu an ciddi bir hemşire açığı var ve bu hemşire açığının da bir an önce kapatılması için Sağlık Bakanlığının harekete geçmesi gerekiyor. Daha önce de söylediğim gibi, bakanlıkla ilgili yetkililerin de bu konuda çalışmaları olduğunu, talepleri olduğunu biliyorum. Hemşire açığının da ciddi şekilde farkında olduklarını biliyorum ama biraz daha ülkenin genel politikalarından bağımsız olarak hemşire istihdamını sağlayamıyorsunuz ve politik süreçler istihdamla ilgili konuya bir şekilde dahil oluyor. Yani 60.000 kadro istenen yerde 20.000’lere kadronun düştüğünü biliyoruz süreçlerde. Ama işte ülkenin ekonomisinden, Maliye Bakanlığı ile ilgili süreçten, genel politikasından ayıramıyorsunuz. Hemşire istihdamında gönül isterdi ki ayrılabilsin. Şu an hemşire istihdamı yapılmak istese atanabilecek hemşire de var. 100 binden fazla hemşire atamayla ilgili süreçte bekliyor gerçekten. Evet. “Hemşireniz var. İşte unun var mı? Var. Yağın var mı? Var. Şeker var mı? Ama helva yapma olayına bir eksik var, giremiyoruz.” İstihdam konusunda bakanlıkta da bunun ben çok farkında olduklarını görüyorum. Mesai dışı çalışmalara İstanbul’da bazı hastaneler başlamış. Ankara’daki pek çok hastanede böyle bir uygulamayı başlatamadılar, eleman sıkıntısı yüzünden. Ne kadar uzun ömürlü olur? Çünkü daha önce de hatırlarsınız böyle girişimlerin olup bir süre devam edip sonra devam edemediğini de bizler deneyimledik. Bu ilk kez böyle yeni çıkan bir şey değil. Daha önce de “Surtime” adı altında bu tarz uygulamalarla yapıldı, geçildi ama çok uzun ömürlü olamadı maalesef. Nasıl ilerleyeceğini göreceğiz.
Sadece hemşireler açısından bakmayalım. Hastalar açısından da baktığımızda yataklı servislere de yansıyacak, yapılan tetkiklere de yansıyacak… Hastanelerin üzerine her bakımdan ağır bir yük…
Sağlık bir pazar olarak görülürse, hastaneler ticarethaneye dönerse daha fazla para kazanmak için bu tarz yöntemler ve bu tarz süreçlerin içine gireceğiz. Bu sonuca yol açan çok farklı faktörler var. Bunlardan bir tanesi sistemin tamamen hasta üretmek üzerine kurulmuş olması. Bu sistemde hastanelerin ayakta kalabilmek için daha fazla tetkik, daha fazla muayene, daha fazla invaziv girişim yapma ihtiyacı içindeler ve bunun kökeninde yatan da sağlığın bir pazar, hastanelerin ticarethane olarak görülmesi. Sistem böyle devam ettiği sürece de ilk kar edilecek, ilk tasarruf edilecek nokta sağlık insan iş gücü olacak. Ticari kaygılar, hasta güvenliğinin, insani kaygıların önüne geçecek. İşte bizim bunun için bütünü görmemiz gerekiyor. Bunun için ülkedeki politikaları, yalnızca sağlık değil en azından kamu politikalarını görmemiz, takip etmemiz ve neyin içinde bulunduğumuzu, bu yaşadığımız durumun neyin bir yansıması olduğunu görmemiz gerekecek. Yani her şey paralel giderken, bir şeye diklemesine çıkamazsınız. Sağlık sistemi bu yapıdayken sağlık sistemi bir pazar olmuşken; siz hemşirenin emek mücadelesini, hemşirelik mesleğinin önemini buna diklemesine bir şekilde yükseltemezsiniz. Çünkü zaten içinde bulunduğumuz sağlık sistemi tamamen ticari bir süreç üzerinden yürüyor ve her yıl on binlerce sağlık çalışanının mezun ediliyor (300 kişilik sınıflarda, ikinci öğretimlerle şu an 180 tane okul hemşire mezun ediyor ki teknisyen ve tekniker grubunu saymıyorum bile), yüz binlerce sağlıkçının atanama için mücadele ediyor. Böyle bir durumda “Biz hemşirelik olarak çok önemli bir iş yapıyoruz, zor koşullarda çalışıyoruz!” diyorsanız, size “Tamam, siz memnun değilseniz, bu koşullarda çalışacak yüz binler var! Siz ayrılabilirsiniz…” “Bu koşullarda beğenirseniz çalışın, beğenmezseniz çalışacaklar var” denebiliyor.
Büyük şehirlerde tayin göçü nedeniyle hastanelerde uzun süre görev yapan hemşirelerin azaldığı söyleniyor. Örneğin İstanbul’daki eğitim ve araştırma hastanelerinde artık 10–15 yıllık hemşirelere pek rastlanmıyor; genellikle 2–3 yıllık hemşireler kıdemli oluyor. Bu durum özellikle yoğun bakım ve ameliyathane gibi özelikli birimlerde deneyimli hemşirelerin azalmasına, dolayısıyla hizmet kalitesinin düşmesine yol açıyor. Siz de benzer gözlemler veya duyumlar alıyor musunuz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yakın zamanda bir pandemi atlattık, hemen peşinden bir EYT sürecimiz var. Emekli olmayı düşünmeyen meslektaşlarımız dahi pandemide emekli oldu. çalışma şartların kötü olması nedeniyle EYT düzenlemesinden sonra pek çok meslektaşımız emekli oldu. Kıdemli meslektaşlarımız kaybı aslında genel bir sorun. Tabii ki kıdemli meslektaşlarımızın kurumun kültürünü bilen, devam ettiren meslektaşlarımız. Onlar hem hasta güvenliği hem genç meslektaşlarımızın uyumu, onların meslek kimliğinin oluşturulmasında rol model olmaları açısından çok önemliler. Yani literatürün de ortaya koyduğu şey, bu aslında. Kıdemli meslektaşlarımızı kaybetmememiz gerekiyor. Kıdemli meslektaşlarımızı tutacak, hemşirelerin meslekte kalmasını sağlayacak, özendirici yaklaşımların olması bu doğrultuda politikaların üretilmesi gerekiyor. Aslında özel hastanelerde bu konu çok daha sıkıntılı durumda. Özel hastanelerde deneyimli hemşire oranı çok düşük ve sürekli bir sirkülasyon var. Özel hastaneler büyük şehirlerde konuşlanmış durumda. Ancak kamuya göre oldukça düşük düzeyde, hatta asgari ücretle özel hastanede çalışan meslektaşlarımız, aldığı maaşlarla kirasını, dahi karşılayamıyor. Meslektaşlarımız bir büyük şehre taşınıp bu koşullarda çalışmaktansa, atama bekliyor, evinde oturmayı tercih ediyor. Bir şekilde özel hastanelerin hemşire bulamadıklarının değil, sundukları koşullarda çalışacak hemşire bulamadıklarının ve koşulları iyileştirmedikleri sürece de bulamayacaklarının farkına varması gerekiyor.
Hastaneler gereksiz kalabalık ve yoğun. bu durum yüzünden ciddi ve ağır hastaların hizmet alması gecikiyor ve kaliteli hizmeti hızlı bir şekilde alamıyorlar. Siz de böyle düşünüyor musunuz? Ya da böyle elinizde çalışmalar var mı? Bununla ilgili bakanlık neler yapmalı?
Burada bakış açımız şu: Eğer bir vatandaş hastaneye gidiyorsa bir sağlık hizmeti gereksinimi vardır. Hiçbirimiz evimizde oturup çayımızı, kahvemizi içmek varken ya da iş yerindeki sorumluluğumuzu, varsa çoluğu çocuğumuzu bırakıp hastaneye gitmeyiz. Hastaneye gelen insanın mutlaka karşılanması gereken bir gereksinimi vardır. Buradaki asıl soru, bu gereksinim üçüncü basamak hastanede mi karşılanmalı yoksa birinci basamak hizmetlerin karşılayabileceği bir gereksinim mi? Türkiye’de birinci basamak hizmetlerde ciddi bir problem olduğunu düşünüyoruz biz. Koruyucu hizmetlerin ön planda olmaması, hemşirelik gibi birinci basamakta çok ciddi fark yaratabilecek bir meslek grubunun adeta üçüncü basamak, ikinci basamak hastanelere kapatılmış durumda olması; aile hekimliği sisteminin de iyi işlememesi ciddi bir problem, diye düşünüyoruz. Aile hekimliği sistemine, biz karşıyız. Çünkü halk sağlığı hemşireliği gibi alanda ciddi fark yaratabilecek, sağlık eğitimini yapabilecek, sağlıklı büyüme gelişme için izlemler yapabilecek, sağlıklı yaşlanma konusunda ciddi fonksiyon görebilecek bir grup tamamen ortadan kaldırıldı ve aile sağlığı çalışanına evrildi. Acil tıp teknisyeni, ebe, hemşire aynı görev, yetki ve sorumlulukla çalışacak şekilde. Aynı zamanda aile hekimliği sisteminin de bir ticari kuruma dönüşmesi, kâr odaklı bir kurum olması, kamu personeli olan iki grubun birbirinin patronu, işçisi pozisyonuna sokulması gibi eleştirdiğimiz çok fazla noktası var aile hekimliği sisteminin… Ama bir sevk zincirinin olmaması da temel problemlerden bir tanesi. Sevk sisteminin mutlaka devreye girmesi gerektiğini düşünüyoruz. Eğer bir sevk sisteminiz olursa insanlar acillerde ya da poliklinikte binlerce hastanın arasında uğraşmak zorunda kalmayacaktır. Onlar için de daha doyum verici bir hizmet olacaktır. Sağlık çalışanı, sağlık emekçisi için de daha doyum verici bir çalışma alanı olacaktır.
Aile hekimliği sistemini desteklemediğinizi ifade ettiniz. Peki, geçmişte Halk Sağlığı Hemşireliği kapsamında nasıl bir hizmet modeli vardı? Sizce bu hizmet nasıl olmalı?
Bizim, sağlığın sosyalleşmesi yasası olarak kabul ettiğimiz, çağın çok ötesinde herkese eşit sağlık hizmeti ve herkesin ayağına giden bir sağlık hizmeti modelini yürütmeye çalıştık. Yürüttük de sağlık ocaklarıyla… Birinci basamak hizmetlerinde ebenin kendi alanında çalıştığı; hemşirenin ev ziyaretleri olsun, sağlıklı izlemler olsun, yaşlının takibi, engellinin takibinin yapılabileceği, hemşirelerin halk eğitimi süreçlerinde çok daha aktif rol alabileceği, yani sağlık koşullarını ve sağlığı destekleyecek bir birinci basamak sisteminin olduğu bir model; istediğimiz bir model. Dediğim gibi, daha önce bu yapılmaya çalışıldı. Sağlığın Sosyalleşmesi Kanunu bizim yıllar sonra bile ne kadar çağın ilerisinde ve şu an bile ne kadar etkili olur dediğimiz bir model aslında.
Hemşirelerin uzmanlaşması konusuna gelirsek; bazı hemşireler, bu alanda henüz oturmuş bir sistemin bulunmadığını ve yurt dışındaki örneklerde olduğu gibi hemşirelikte uzmanlık alanlarının neden oluşturulmadığını dile getiriyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hemşireler belirli alanlarda uzmanlaşmalı mı, böyle bir sistemin getirilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?
Sağlık hizmetinin kesintisiz yürütülebilmesi gerekir. Bunun için de yurtdışı uygulamalarda da kullanılan yöntem şudur: bir piramit düşünün. Piramidin altı, en kalabalık ve en geniş kısmı, genel bakımdan sorumlu hemşire dediğimiz hemşireler oluşur. Piramidin üst başmakları ise yetkilendirilmiş ve uzman hemşirelerden oluşur. Yani hemşirelikte uzmanlaşma olur ama yine kalabalık ve piramidin tabanını oluşturacak kısım genel bakımdan sorumlu hemşire olur. Yani her hemşirenin uzman olmalı mı? Hayır. Her hemşire uzman olmaz. Alanda üst eğitimi olan hemşireler, uzman hemşirenin ihtiyaç duyacağı bilgi ve beceriyle donatılmış hemşirelerin uzman hemşire olması gerekiyor. Uzman hemşirelik yasamızda da, yönetmeliğimizde de var ama kadro çıkarma konusunda sıkıntımız var. Aslına bakarsanız uzman hemşirelikle ilgili kadro çıkarılmasının da problemi şu: Uzman hemşirelerin farklı yetkilendirmeleri olmalı. Farklı görev, yetki ve sorumlulukları olmalı. Sahada da bizim gri alan olarak gördüğümüz bazı alanlar var, örneğin entübasyon ya da sütur atılması gibi. Bizim bunlar lisans eğitimimizde olmayan konular ama sahada hemşireden beklenebilen konular. Biz yaptığımız çalışmalarda Sağlık Bakanlığı ile ilgili hemşirelik iş kalemleri dediğimiz hemşirelik fonksiyonunu çalışıyoruz. Yıllardır, beş yıldır süren bir çalışma. 600’den fazla iş kalemi çalışıldı. Biz burada ne yaptık mesela? Sütur atmak, cerrahi uzman hemşiresi bunu yapabilsin gibi, uzman hemşire yapabilir gibi konuları bu raporlara geçirmeye başladık. Ama hemşirelik çok geniş bir alan olduğu için her bir alandaki uzman hemşirelerin görev, yetki ve sorumluluğunun tanımlanması gerekiyor. Bu konuyla da ilgili biz şu an çalışma aşamasındayız. Sağlık Bakanlığıyla biz bunu yıllardır görüşüyoruz. Aslında şu anda oldukça da uzman hemşirelik düzenlemesine yakınız. Sağlık Bakanlığının da uzman hemşirelikle ilgili ciddi bir niyeti var ve biz bununla ilgili hemşirelikteki özel dal dernekleriyle çalıştayımızı da yaptık. Ön hazırlıklarımızı tamamladık. Uzman hemşirelik tabii ki olacak ama farklı yetkilendirmeyle olacak ve mutlaka lisansüstü eğitimle olacak.
Hastaneler kalite belgeleri alıyor, çeşitli denetimlerden geçiyor. Bu süreçte en çok emeği yine hemşireler veriyor. Sahada çalışan hemşireler, bu kalite çalışmalarının çoğu zaman büyük dosyalar doldurmak, her şeye tik atmak gibi işlere dönüştüğünü, söylüyor. Yani hastayla ilgilenmek yerine evraklarla uğraşmak zorunda kalınıyor. “Kalite” adı altında aslında göstermelik bir sistem var ama hizmetin niteliği bu süreçten pek etkilenmiyor gibi. Sizce bu “kalite” uygulamaları gerçekten hizmetin kalitesini artırıyor mu, yoksa hemşireler için bir angaryaya mı dönüşüyor?
Buradaki asıl problem, kalite çalışmasının dosya doldurmak olarak sahaya yansımasıdır, diye düşünüyorum. Bir standardın olması, bakım planının olması, hastanın bakımının planlanması, risklerinin önlenmesi; bunun standart ve kayıtlı bir forma dönüşmesi aslına bakarsanız bizim arzu ettiğimiz, olması gereken bir süreçler. Kalitede hemşireler çok yoruluyorlar çünkü kalite göstergesi olan parametrelerle ilgili yapılan çalışmaların %80’inin hemşireyle yapılan işler olduğu biliniyor. Aslında bir kurumun kalitesi hemşirenin işiyle, sayısıyla, niteliğiyle ölçülüyor. Yurt dışında hastaneler reklamlarını hasta başına düşen hemşire sayısı, hemşirelerin kaç yıldır orada olduğuyla ilgili yapıyorlar. “Şu hekim bizde!” değil. “Bir hastaya şu kadar hemşire bakar, bizim hemşirelerimiz ortalama şu kadar yıllık tecrübelidir!” diye bunun reklamı yapılıyor. Bizim kalite olarak örnek aldığımız kurumlar bunlar.
Son olarak mobbing konusuna değinmek istiyorum. Bu konuda çok sayıda şikâyet var. Siz mobbing konusunda ne düşünüyorsunuz? Türk Hemşireler Derneği’nin bu alanda yürüttüğü çalışmalardan da bahseder misiniz?
Bizim aslında şiddetle ilgili ciddi çalışmalarımız var, iş yerinde şiddetle ilgili ve biz bunu ciddi bir şekilde de gündeme getirip hatta tweet etkinliği falan da yaptığımız oldu. Biz şiddete yalnızca iş yerinde hasta yakınlarından ve hastadan şiddete maruz kalmıyoruz. Çok daha fazlası kurumdaki yöneticilerden, diğer meslek gruplarından, kendi akranlarımızdan da gelebiliyor. Yani buradaki mobbing kavramı biraz daha dar bir kavram aslında. Biz bunu iş yerinde şiddet olarak alıyoruz. Bazen şiddet davranışı oluyor ama sistemli olmadığı için mobbing kapsamına da ele alınamıyor. Biraz da mobbing kavramı yanlış anlaşılıyor gibi. Yani her şey yolunda giderken sorumlusuyla bir tartışması oluyor, sorumlusunun ona şiddet davranışı gösteren bir davranışı oluyor. Meslektaşımız bunu mobbing olarak algılıyor. Bu şiddet davranışıdır. Mobbing dediğimiz zaman, en az altı ay boyunca sistemli bir şekilde ve yalnızca o kişiye yönelik olarak yapılan bir eylem olması gerekiyor. Örneğin meslektaşımız geçici görevlendirmeyle başka yere görevlendirmiş ama bakıyoruz bu geçici görevde pek çok meslektaşımız benzer şekilde görevlendirilmiş. Maalesef hukuk bunu mobbing kapsamına almıyor. Onun için iş yerinde şiddetle mobbingi ayrıştırmak gerekiyor. Mobbing karşısında meslektaşlarımız ne yapabilir, şiddet karşısında ne yapabilirler konusunda derneğimizin web sayfasında bir yönlendirme metni var. Aşama aşama nerelere başvurabilirler; hangi sistemleri devreye sokabilirler konusunda yönlendiriyoruz. Eğer meslektaşımızın uğradığı şiddet mesleki bir konuyla ilgili değilse de (bazen kişisel de olabiliyor, kişisel bazı problemler, bireysel bazı sürtüşmeler olabiliyor) böyle olduğunda danışmanlık veriyoruz ve mobbingle ilgili belgelerimizi paylaşıyoruz. Ama mesleki bir konuysa (örnek veriyorum meslektaşımıza order girmesini istiyor yönetim. Herkes giriyor. Bu meslektaşım order girmediği için sıkıntı yaşıyor) orada bire bir dernek olarak meslektaşlarımızın yanında olup onlarla bütün hukuksal süreci bakanlığa taşıyarak, İl Sağlık Müdürlüğüne taşıyarak, gerekirse Meclis’e taşıyarak bu süreçte yanlarında oluyoruz.
Okumak için: Hemşireler olarak “Bizler önce kendimiz, değerimize inanalım!



