İran’ın Azerbaycan’a yönelik İHA saldırıları ilk bakışta savaşın sıradan bir misillemesi gibi görünebilir. Ancak olayın arka planına bakıldığında, bu saldırının yalnızca bir askeri hamle olmadığı; Ortadoğu’dan Kafkasya’ya uzanan daha geniş bir stratejik oyunun parçası olduğu görülüyor.
2026 Şubat sonunda başlayan İran-ABD-İsrail savaşı, sadece cephelerde değil, gölge hatlarda da yürütülüyor. İran’ın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ndeki havaalanı çevresini hedef alan saldırısı, bu gölge savaşın Kafkasya’ya uzanan ilk işaretlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Resmi açıklamalarda saldırının bir “misilleme” olduğu söyleniyor. Fakat Tahran’ın asıl mesajı daha derin: Azerbaycan artık İran açısından yalnızca bir komşu değil, potansiyel bir İsrail ileri karakolu olarak görülüyor.
Hürmüz’ün Yedi Kalesi: İran’ın “Batmaz Uçak Gemileri” ve Küresel Enerji Denklemi
Okumak istersen →Tahran’da yıllardır dile getirilen bir iddia var: İsrail’in İran’a yönelik bazı operasyonlarının lojistik hatları Azerbaycan üzerinden kuruluyor. İsrail’in Bakü’ye yaptığı yoğun silah satışları ve iki ülke arasındaki askeri iş birliği bu şüpheyi sürekli besliyor. İranlı güvenlik çevreleri, Azerbaycan topraklarının bir gün İran’a yönelik hava operasyonlarında kullanılabileceği ihtimalini ciddi bir risk olarak değerlendiriyor.
Fakat mesele sadece askeri değil. İran’ın kuzeyinde yaşayan milyonlarca Azeri kökenli nüfus, Tahran’ın stratejik hesaplarında her zaman hassas bir başlık oldu. İran’daki Azeri nüfusun sayısının 10 milyona yaklaştığı düşünülürse, Azerbaycan’ın güçlenmesi ya da Batı eksenine daha fazla yaklaşması Tahran açısından yalnızca bir dış politika meselesi değil; potansiyel bir iç güvenlik riski anlamına geliyor.
Bu nedenle Azerbaycan’a yönelik saldırı, bazı analistlere göre yalnızca bir askeri mesaj değil; aynı zamanda “Kafkasya’da yeni bir cephe açabilirim” uyarısıdır.
İran’ın savaş stratejisi tam da bu noktada şekilleniyor. Tahran, çatışmayı tek bir cephede tutmak yerine geniş bir coğrafyaya yayarak ABD ve İsrail’i daha fazla alana yayılmış bir mücadeleye zorlamaya çalışıyor. Drone ve füze saldırılarının Körfez ülkelerine, Ürdün’e, Irak’taki Amerikan üslerine yönelmesi bu stratejinin parçası. Ama dikkat çekici olan şu: İran bu saldırıları ölçülü ve sınırlı tutuyor. Amaç büyük bir yıkım yaratmak değil; karşı tarafın savunma sistemlerini yormak ve kaynaklarını dağıtmak.
Bu tabloya dış aktörler eklendiğinde savaşın gerçek satranç tahtası daha net ortaya çıkıyor.
Rusya ve Çin’in pozisyonu özellikle dikkat çekici. Her iki ülke de İran’la stratejik ortaklık anlaşmalarına sahip olmasına rağmen savaşta doğrudan bir rol üstlenmiş değil. Moskova Ukrayna savaşı nedeniyle zaten ağır bir askeri yük taşıyor. İran’a teknoloji transferi veya savunma sistemleri konusunda destek vermiş olsa da, doğrudan çatışmaya girmek Kremlin için riskli bir seçenek.
Çin’in tavrı ise daha karmaşık. Pekin, İran’ı açıkça savunmak yerine beklemeyi tercih ediyor. Bunun nedeni yalnızca tarafsız kalma isteği değil. Çin için İran, uzun vadede enerji tedarikinde ucuz ve bağımlı bir ortak anlamına geliyor. İran’ın tamamen çökmesi Çin için kötü bir senaryo olabilir; fakat İran’ın zayıf ve Batı’yla çatışma içinde kalması Pekin’in enerji ve jeopolitik hesaplarına da hizmet edebilir.
Bu nedenle bazı analistler savaşın en çarpıcı paradoksuna dikkat çekiyor:
İran resmen Rusya ve Çin’in stratejik ortağı olsa da, savaşın kritik anında fiilen yalnız kalmış durumda.
Savaşın genişlemesi halinde İran’ın kazançlı çıkması da pek mümkün görünmüyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması gibi bir senaryo petrol fiyatlarını yükseltebilir. Ancak bu tür bir kriz aynı zamanda İran’ın altyapısını hedef haline getirecek ve ekonomik baskıyı daha da artıracaktır.
Dahası, uzun süredir yaptırımlar altında yaşayan İran ekonomisi savaşın maliyetini kaldırabilecek durumda değil. Drone ve füze stoklarının hızla eridiği, iç muhalefetin güçlendiği ve müttefiklerin somut destek vermediği bir ortamda savaşın uzaması rejim açısından ciddi bir risk yaratabilir.
Bütün bu tablo, savaşın görünmeyen tarafını ortaya koyuyor:
Ortadoğu’da yürüyen mücadele yalnızca İran ile İsrail arasında değil. Aynı zamanda büyük güçlerin birbirini doğrudan karşısına almadan yürüttüğü bir vekâlet satrancı.
Ve bu satranç tahtasında Azerbaycan’a yapılan bir drone saldırısı, belki de yalnızca küçük bir hamle değil; Kafkasya’nın da bu büyük oyuna dahil edildiğinin ilk işareti olabilir.
