Tarih bazen savaşların cephede değil, başka cephelerde kazanıldığını gösterir. Bir savaşın kaderi çoğu zaman o savaşın doğrudan tarafları tarafından değil, o savaştan stratejik avantaj elde eden üçüncü aktörler tarafından belirlenir. Bugün İran ile ABD-İsrail ekseni arasında büyüyen kriz de tam olarak böyle bir moment yaratıyor. Bu savaşın görünmeyen ama dikkatle izleyen aktörlerinden biri ise hiç şüphesiz Rusya.
Vladimir Putin için İran savaşı ilk bakışta beklenmedik bir jeopolitik fırsat gibi görünüyor. Çünkü dünya siyasetinde dikkat sınırlı bir kaynaktır. Küresel gündem bir anda Orta Doğu’ya kaydığında, iki yıldır uluslararası sistemin merkezinde duran Rusya-Ukrayna Savaşı ister istemez ikinci plana düşüyor.
Magyar Macaristan’ın Zelenski’si mi olacak?
Okumak istersen →Tam da bu nedenle Avrupa başkentlerinden son günlerde yapılan açıklamalar aynı kaygıyı dile getiriyor: İran savaşı Moskova’nın işine yarıyor olabilir.
Fakat mesele bu kadar basit değil. İran savaşı Rusya için aynı anda hem fırsat hem de risk barındıran karmaşık bir jeopolitik tablo yaratıyor.
Rusya için ilk kazanç: Enerji ve savaş ekonomisi
Uluslararası siyasette savaşların ilk etkisi çoğu zaman enerji piyasalarında görülür. İran kriziyle birlikte özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde oluşan risk küresel petrol fiyatlarını yukarı çekti.
Bu gelişme Rusya için hayati öneme sahip. Çünkü Rusya’nın savaş ekonomisi büyük ölçüde petrol ve gaz gelirlerine dayanıyor. Batı yaptırımlarının Rus ekonomisini sıkıştırdığı bir dönemde enerji fiyatlarındaki her artış Kremlin’e yeni bir finansal nefes alanı sağlıyor.
Bir başka deyişle İran savaşı uzadıkça Moskova’nın Ukrayna’daki askeri operasyonlarını finanse etmesi de kolaylaşıyor. Bu yüzden bazı Avrupalı diplomatların İran krizini “Putin için dolaylı bir ekonomik destek paketi” olarak nitelemesi tesadüf değil.
Dikkatin dağılması: Ukrayna savaşının görünmezleşmesi
Jeopolitik mücadele sadece tanklar ve füzelerle değil, dikkat ekonomisiyle de yürür.
İki yıldır Batı kamuoyunun odağında olan Ukrayna savaşı, İran kriziyle birlikte küresel gündemin merkezinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Washington’da güvenlik bürokrasisinin gündemi artık aynı anda iki büyük krizle meşgul: Orta Doğu ve Doğu Avrupa.
Bu durum Moskova için stratejik bir avantaj yaratıyor. Çünkü uzun savaşlar çoğu zaman askeri değil siyasi dayanıklılık üzerinden kazanılır. Batı kamuoyunun ilgisi azaldıkça Ukrayna’ya verilen destek de tartışmalı hale gelebilir.
Avrupa liderlerinin “Ukrayna’ya desteğin kesilmemesi gerekir” şeklindeki uyarıları aslında bu kaygının açık bir ifadesidir.
Ancak Moskova için gizli bir tehlike de var
Bununla birlikte İran savaşı Rusya için yalnızca fırsat üretmiyor. Aksine, uzun vadede Moskova’nın stratejik pozisyonunu zayıflatabilecek ciddi riskler de barındırıyor.
Son yıllarda Rusya ile İran arasında dikkat çekici bir askeri yakınlaşma oluştu. İran’ın Rusya’ya sağladığı kamikaze drone sistemleri Ukrayna savaşında önemli bir rol oynadı. Bu nedenle İran rejiminin ciddi biçimde zayıflaması Rusya için askeri ve jeopolitik bir kayıp anlamına gelebilir.
Dahası İran’ın zayıflaması Orta Doğu’daki güç dengesini de değiştirebilir. Rusya son on yılda özellikle Suriye üzerinden bölgede güçlü bir nüfuz kurmuştu. İran’ın bu denklemde zayıflaması, Moskova’nın bölgesel stratejisini yeniden kurmasını gerektirebilir.
Asıl soru: İki savaş aynı anda sürdürülebilir mi?
Bugün ortaya çıkan tablo aslında daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor:
Küresel sistem aynı anda birden fazla büyük savaşı kaldırabilir mi?
NATO içinde bu soruya verilen cevap giderek daha karmaşık hale geliyor. Avrupa ülkeleri Ukrayna savaşını kendi güvenliklerinin temel meselesi olarak görmeye devam ediyor. Ancak ABD’nin stratejik odağının Orta Doğu’ya kayması, bu savaşın yükünü giderek daha fazla Avrupa’nın omuzlarına bırakabilir.
Eğer bu gerçekleşirse İran savaşı dolaylı biçimde Rusya’nın Ukrayna cephesinde manevra alanını genişletebilir.
Putin için stratejik bir nefes
Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde ortaya şu tablo çıkıyor:
İran savaşı Rusya için doğrudan bir zafer anlamına gelmiyor. Fakat Moskova’ya jeopolitik bir nefes alma alanı sağlıyor.
Enerji gelirlerinin artması, Batı’nın dikkatinin dağılması ve NATO içindeki tartışmalar Kremlin için kısa vadeli avantajlar yaratıyor. Buna karşılık İran’ın zayıflaması ve Orta Doğu dengelerinin değişmesi Rusya açısından uzun vadeli riskler barındırıyor.
Bu nedenle İran savaşını Putin için kesin bir kazanç olarak görmek yerine, jeopolitiğin ironik bir ara sahnesi olarak okumak daha doğru olabilir.
Tarih bize sık sık şu gerçeği hatırlatır:
Büyük güçler bazen savaşları kazanırken stratejilerini kaybederler.
İran savaşı da Rusya için tam olarak böyle bir ihtimalin eşiğinde duruyor.



