El Mencho’nun öldürülmesi yalnızca bir kartel operasyonu muydu, yoksa Meksika devleti Washington’dan yükselen daha büyük bir tehdidi mi savuşturmaya çalıştı? Donald Trump’ın kartellere karşı Meksika topraklarında doğrudan operasyon yapılabileceğini ima eden söylemi, bu soruyu kaçınılmaz kılıyor. Meksika hükümeti, ABD’nin “kontrol edemiyorsun” iddiasını bahane ederek müdahaleye yönelmesini istemedi; bu yüzden en sembolik figürü kendisi tasfiye etti.
Bu açıdan bakıldığında, El Mencho’nun ölümü bir güvenlik başarısından çok, egemenliği başkasına kaptırmamak için atılmış sert bir ön alma hamlesi olarak okunabilir. Bu analiz, tam da bu hamlenin neyi koruduğunu ve neyi kırdığını tartışıyor.
Nemesio Rubén Oseguera Cervantes’in ölümü, Meksika’daki uyuşturucu düzenine dair bir olay değildir; zaten mesele tam da budur. Olan biten, kişilerin değil yapıların konuştuğu bir alanda gerçekleşmiştir. Bu nedenle El Mencho’nun sahneden çekilmesi, CJNG’nin sonu olmaktan ziyade, devlet ile organize şiddet arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesidir.
Magyar Macaristan’ın Zelenski’si mi olacak?
Okumak istersen →CJNG, klasik kartel modelinden farklı olarak bir “aile–lider” örgütlenmesi değil; dağınık, yarı-özerk, askerî refleksler geliştirmiş bir ağ olarak çalışıyordu. El Mencho bu ağın karizmatik yüzüydü; ama aklı, lojistiği ve finansmanı ondan ibaret değildi.
II. Devletin Mesajı: Güç Kullanımı mı, Güç Gösterimi mi?
Meksika ordusunun operasyonu, salt güvenlik mantığıyla okunamaz. Burada devlet, karteli yok etmeye değil; ilişkiyi yeniden tanımlamaya yönelmiştir. “En üst figürü vurabilirim” mesajı, kartellere değil yalnızca; aynı zamanda devlete dair algıya yöneliktir.
Bu tür operasyonlar, modern devletlerin şiddetle kurduğu ilişkinin tipik örneğidir:
Devlet şiddeti bitirmez, düzenler. Karteli ortadan kaldırmaz, sınırlar.
Bu bağlamda operasyon, Meksika’nın iç güvenliğinden çok, ABD ile kurduğu asimetrik ilişkiye dönüktür. Özellikle fentanil dosyası, Washington açısından bir sağlık krizinden ziyade siyasi bir baskı aracına dönüşmüş durumdadır. Bu nedenle operasyon, ABD’ye “kontrol ediyorum” denilen bir vitrindir.
III. Misilleme Şiddeti: Güç Gösterisi Değil, Dağılma Belirtisi
El Mencho’nun ölümünün ardından Jalisco Yeni Nesil Karteli’ye bağlı unsurların gerçekleştirdiği yol kapatma, araç yakma ve sivil alanları kilitleme eylemleri, yüzeyde bir “güç gösterisi” gibi görünse de, derinlikte başka bir anlama sahiptir.
Bu tür eylemler:
-
Merkezi otoritenin zayıfladığını
-
Yerel hücrelerin inisiyatif aldığını
-
Komuta–kontrol zincirinin gevşediğini
gösterir.
Yani sahadaki şiddet artışı, CJNG’nin güçlendiğini değil; merkezini kaybettiğini düşündürmektedir. Bu, istihbarat literatüründe “parçalanarak hayatta kalma” evresidir.
IV. Halefiyet Sorunu: Asıl Kriz Burada Başlar
Organize şiddet yapılarında liderin ölümü, düzenin sona ermesi değil; belirsizliğin başlamasıdır. El Mencho sonrası dönemde asıl risk, CJNG’nin tek bir merkez etrafında yeniden toparlanması değil; birden fazla merkez üretmesidir.
Bu durum üç sonucu beraberinde getirir:
-
Şiddet daha yaygın ama daha düşük yoğunluklu hâle gelir
-
Devlet için muhatap belirsizleşir
-
Uyuşturucu rotaları daha esnek ve daha görünmez olur
Tarihsel deneyim (Kolombiya, Meksika, Orta Amerika) şunu açıkça göstermiştir:
Merkezî karteller, dağınık kartellere göre daha “yönetilebilir”dir.
Devlet Kazandı mı?
Bu soruya “evet” demek acelecilik olur. Devlet bir figürü tasfiye etti; ama piyasayı, talebi, sosyal zemini ve uluslararası baskıyı ortadan kaldırmadı.
El Mencho’nun ölümü, devletin gücünü değil; şiddetin ne kadar kurumsallaştığını gösteriyor. Bu yüzden mesele, “kartel lideri öldürüldü mü?” sorusu değil; şu sorudur:
Devlet, şiddeti gerçekten sona erdirmek mi istiyor,
yoksa onu daha yönetilebilir bir forma mı sokuyor?
Bu soruya verilecek yanıt, Meksika’nın değil; modern devletin şiddetle kurduğu ilişkinin yanıtıdır.
Egemenliğin Yeni Dili: Güvenlik
ABD–Meksika ilişkisini klasik dış politika kategorileriyle –müttefiklik, bağımlılık, iş birliği– okumak artık yetersiz. Bu hat, uzun süredir güvenlik söylemi üzerinden kurulan örtük bir egemenlik rejimi tarafından şekillendiriliyor. Burada egemenlik, toprak üzerinde doğrudan hâkimiyet değil; tehdit tanımı yapma, öncelik belirleme ve meşruiyet üretme kapasitesi olarak işliyor.
ABD, Meksika’yı işgal etmiyor; onun yerine Meksika’nın neye tehdit diyeceğini, ne zaman sertleşeceğini ve hangi operasyonları “başarı” olarak sunacağını dolaylı biçimde belirliyor. Bu, modern hegemonya biçiminin en rafine hâlidir.
Tehdit Kimin? Fentanil Kimin Sorunu?
Fentanil krizi biçimsel olarak bir “uyuşturucu” meselesi gibi görünür. Oysa gerçekte bu kriz, ABD iç siyasetinin ürettiği bir yönetilebilir tehdit anlatısıdır. Sorun Meksika’da üretiliyor gibi sunulur; fakat talep, dağıtım ve nihai yıkım ABD toplumunun içindedir.
Buradaki kritik nokta şudur:
ABD, kendi iç krizini dışsallaştırarak Meksika’nın güvenlik ajandasına dönüştürmektedir.
Bu sayede:
-
ABD, kendi halkına “sertiz” mesajı verir
-
Meksika, ABD’ye “kontrol altındayız” mesajı iletir
-
Karteller ise bu iki devlet arasındaki boşlukta hareket eder
Bu üçlü yapı, krizi çözmez; istikrarlı biçimde yeniden üretir.
Operasyonlar Kime Konuşur?
El Mencho gibi figürlere yönelik operasyonlar, yüzeyde kartellere karşı yapılmış gibi sunulur. Oysa bu operasyonların asıl muhatabı Washington’dur. Meksika devleti, askerî gücünü kartellere değil; ABD’nin güvenlik beklentilerine gösterir.
Burada şu ilişki ortaya çıkar:
Meksika, güvenliği uygular;
ABD, güvenliğin anlamını belirler.
Bu nedenle operasyonların zamanlaması, hedef seçimi ve medya dili çoğu zaman iç güvenlik ihtiyaçlarından çok ABD’deki politik iklime göre şekillenir. Bu, bağımsızlık kaybı değil; egemenliğin işlevsel olarak devredilmesidir.
Asimetrik Ortaklık mı, Hiyerarşik Bağ mı?
Resmî dil “ortak mücadele” der.
Gerçekte ise bu ilişki asimetriktir.
-
ABD, güvenliği strateji olarak kullanır
-
Meksika, güvenliği zorunluluk olarak yaşar
ABD için Meksika hattı, kendi sınırlarını güneyden tahkim eden bir tampon alandır. Meksika içinse bu hat, devlet kapasitesinin sürekli sınandığı bir basınç bölgesidir.
Bu nedenle Meksika devleti, kartellerle mücadelede ne tam anlamıyla serbesttir ne de bütünüyle bağımsızdır. Egemenlik, burada bir “hak” değil; müzakere edilen bir işlev hâline gelmiştir.
Karteller Bu İlişkinin Neresinde?
Karteller bu düzenin “düşmanı” değil; yan ürünüdür. ABD–Meksika hattında güvenlik merkezli bu yapı sürdükçe:
-
Karteller tamamen yok olmaz
-
Sadece biçim değiştirir
-
Daha da dağınık, daha esnek, daha görünmez hâle gelir
Devletler sertleştikçe karteller merkezîleşmez; aksine mikro yapılara bölünür. Bu da şiddeti azaltmaz, yalnızca haritalandırılamaz kılar.
Egemenlik Sessizce Yer Değiştirirken
ABD–Meksika hattında olan biten şey, bir “uyuşturucu savaşı” değil; egemenliğin sessizce yeniden dağıtılmasıdır. ABD, kendi iç krizlerini sınır ötesinde yönetirken; Meksika, kendi egemenliğini güvenlik performansı üzerinden yeniden üretmeye zorlanmaktadır.
Bu ilişki ne sömürgecidir ne de eşitlikçidir.
Bu ilişki, güvenlik diliyle kurulmuş örtük bir hiyerarşidir.
Ve asıl soru şudur:
Bir devlet, tehditleri kendisi tanımlayamıyorsa;
operasyonları başkası için yapıyorsa;
başarıyı başkasının takdirine sunuyorsa…
Egemenlik hâlâ kimin elindedir?



