Ortadoğu’daki her büyük kriz, aynı soruyu yeniden gündeme getirir: İran içinde bir etnik kırılma mümkün mü? Özellikle Kürt bölgeleri bu tartışmanın merkezinde yer alır. Çünkü İran’ın batı sınırında, Türkiye ve Irak’a uzanan geniş bir Kürt nüfus bulunur. Ancak sahadaki gerçek tablo ile dışarıdan üretilen jeopolitik beklentiler çoğu zaman birbirinden oldukça farklıdır.
İran’daki Kürt silahlı hareketi tek bir yapıdan oluşmaz. Birkaç farklı örgüt ve fraksiyon bulunur ve bunların ideolojik çizgileri, siyasi hedefleri ve bölgesel ilişkileri birbirinden ciddi biçimde ayrılır. Hatta bazıları arasında rekabetin ötesine geçen düşmanlıklar bile yaşanmıştır. Bu nedenle dışarıdan bakıldığında “İran’daki Kürt hareketi” gibi tek bir blok varmış gibi düşünmek yanıltıcıdır. Aslında ortada parçalı, birbirine mesafeli ve ortak bir stratejik merkezden yoksun bir yapı vardır.
Hürmüz’ün Yedi Kalesi: İran’ın “Batmaz Uçak Gemileri” ve Küresel Enerji Denklemi
Okumak istersen →Dahası, bu grupların tamamı dış müdahaleyi aynı şekilde değerlendirmez. Daha küçük ve yerel etkisi sınırlı bazı örgütler, İran’a yönelik dış askeri baskıyı bir fırsat olarak görme eğilimindedir. Bu tür yapılar, dış destekle alan açılabileceğini ve bölgesel dengelerin değişebileceğini düşünür. Fakat daha büyük ve örgütlü yapılarda çok daha temkinli bir yaklaşım görülür. Bunun temel nedeni tarihsel hafızadır.
Ortadoğu’da Kürt siyasal hareketlerinin en büyük travması, dış destekle başlayan fakat desteğin çekilmesiyle çöken deneyimlerdir. İran’daki kısa ömürlü devlet girişimleri, geçmiş ayaklanmaların sert biçimde bastırılması ve son yıllarda Suriye’de yaşanan gelişmeler bu hafızayı canlı tutmaktadır. Bu nedenle birçok yapı, dış güçlerin teşvik ettiği bir ayaklanmanın sonunda ağır bir askeri karşılıkla karşılaşılabileceğini düşünmektedir. Bu temkin, sahadaki hareket kapasitesini ciddi biçimde sınırlar.
Bir diğer kritik faktör ise askeri kapasite meselesidir. İran’daki Kürt silahlı grupların militan sayısı ve ağır silah kapasitesi oldukça sınırlıdır. Bu yapıların geniş çaplı bir ayaklanma başlatabilmesi için ciddi bir lojistik destek gerekir. Özellikle sınır ötesi askeri koruma ya da dış müdahale olmadan İran’ın iç bölgelerine doğru genişleyen bir hareket başlatmaları oldukça zor görünmektedir.
Bu noktada İran devletinin güvenlik mimarisi devreye girer. İran, özellikle batı eyaletlerinde ayaklanma senaryolarına karşı uzun yıllara dayanan bir tecrübeye sahiptir. Urmiye, Kirmanşah ve çevresindeki bölgeler İran güvenlik doktrini açısından kritik alanlar olarak görülür. Bu bölgelerde konuşlandırılmış birlikler, uzun süredir ayaklanma bastırma ve iç güvenlik operasyonları konusunda özel olarak eğitilmiş durumdadır. İran güvenlik bürokrasisinin üst kademelerinde görev yapan birçok komutanın kariyerinde bu bölgelerde görev yapmış olması da bu hassasiyetin göstergesidir.
Ancak belki de en önemli unsur, bölgedeki Kürt toplumunun genel tutumudur. Silahlı örgütlerin varlığı ile toplumun geniş kesimlerinin siyasi eğilimleri her zaman aynı değildir. Son gelişmeler gösteriyor ki İran’daki Kürt nüfusun önemli bir bölümü dış müdahaleyle tetiklenen bir ayaklanmaya mesafeli durmaktadır. Dış güçlerin yaptığı çağrılar, beklenen ölçekte bir toplumsal mobilizasyon üretmemektedir.
Bu durum İran’daki etnik dengelerin sadece siyasi değil aynı zamanda toplumsal boyutunu da gösterir. Kürt nüfusun büyük bölümü Sünni mezhebine mensup olsa da özellikle Kirmanşah gibi bölgelerde Şii Kürt toplulukları da bulunmaktadır. Bu mezhepsel ve bölgesel farklılıklar, tek tip bir siyasi mobilizasyonun ortaya çıkmasını zorlaştıran başka bir faktördür.
Sonuç olarak İran’daki Kürt meselesi, dışarıdan bakıldığında sıklıkla “potansiyel bir kırılma noktası” olarak görülür. Fakat sahadaki gerçeklik çok daha karmaşıktır. Parçalı örgüt yapıları, sınırlı askeri kapasite, güçlü bir devlet güvenlik mimarisi ve temkinli bir toplumsal atmosfer, bu senaryoların kolayca hayata geçmesini engellemektedir.
Bu nedenle İran’daki Kürt kartı, jeopolitik analizlerde sıkça dile getirilen bir kaldıraç olsa da pratikte harekete geçirilmesi oldukça zor ve riskli bir araç olarak durmaktadır. Ortadoğu siyasetinde birçok kez görüldüğü gibi, teorik olarak güçlü görünen senaryolar sahada çoğu zaman beklenen sonucu üretmez. İran örneği de bu gerçeğin yeni bir versiyonu olmaya adaydır.



