Fitch Ratings’in Türkiye için 2026’ya dönük “nötr” görünümü, ilk bakışta teknik bir kredi değerlendirmesi gibi okunabilir. Oysa bu tür raporlar, yalnızca ekonomik göstergelerin değil, aynı zamanda siyasal rejimin ekonomiyle kurduğu ilişkinin de dolaylı bir bilançosudur. “Nötr” ifadesi, ne bir iyimserlik ne de açık bir uyarıdır; daha çok, Türkiye’nin mevcut ekonomik yönelimini sürdürmesi hâlinde sistemin şimdilik kendi üzerinde çökmediğini söyleyen temkinli bir onaydır.
Bu onayın arka planında, son iki yılda uygulanan sıkı para politikası ve makro ihtiyati çerçevenin yarattığı görece istikrar bulunuyor. Döviz rezervlerindeki toparlanma, dış finansmana erişimin yeniden açılması ve kredi mekanizmasının kontrollü biçimde daraltılması, Türkiye ekonomisinin uzun süre sonra yeniden “okunabilir” hale gelmesini sağladı. Ancak bu okunabilirlik, henüz öngörülebilirlik anlamına gelmiyor. Çünkü ekonomi politikası, Türkiye’de hiçbir zaman salt teknik bir alan olmadı; her zaman siyasal takvimle, iktidar ihtiyaçlarıyla ve toplumsal baskılarla iç içe geçti.
Magyar Macaristan’ın Zelenski’si mi olacak?
Okumak istersen →Bu noktada raporun asıl söylediği şey şudur: Ortodoks politikalara dönüş, ekonomik rasyonaliteyi kısmen restore etmiştir; fakat bu restorasyonun kalıcı olup olmayacağı siyasal iradenin sürekliliğine bağlıdır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz politikasında görece tutarlılık sağlaması, enflasyonun aşağı yönlü bir patikaya girmesini mümkün kılmıştır. Buna paralel olarak, ING Think gibi kurumların 2026 sonrasına ilişkin daha düşük faiz beklentileri, piyasanın bu sıkılığı “geçici ama gerekli” bir evre olarak okuduğunu gösterir. Ancak aynı beklentilerin hemen yanında “yukarı yönlü risk” vurgusunun yer alması, esas sorunun teknik değil politik olduğuna işaret eder.
Çünkü Türkiye’de enflasyon, yalnızca talep fazlası ya da maliyet baskısı meselesi değildir; aynı zamanda iktidarın ekonomiyle kurduğu ilişki biçiminin bir sonucudur. Seçim dönemlerinde gevşeyen mali disiplin, kredi genişlemesi üzerinden toplumsal rıza üretme pratiği ve merkez bankası bağımsızlığının geçmişteki aşınması, enflasyon beklentilerini yapışkan hale getirmiştir. Bu nedenle, Bloomberg gibi kaynakların 2027’ye dönük daha iyimser enflasyon projeksiyonları dahi, hizmet enflasyonu ve piyasa duyarlılığı gibi siyasal-ekonomik kırılganlıklarla birlikte anılmaktadır.
Finansal sektörün geneline bakıldığında ise “nötr” görünüm, aslında bir tür denge siyasetine işaret eder. Bankacılık sisteminde varlık kalitesinin bir miktar bozulması beklenirken, sermaye tamponlarının korunacağı varsayımı, sistemin henüz bir krize sürüklenmediğini gösterir. Sigortacılıkta kârlılığın sürmesi ve kamu maliyesinde henüz kontrol dışı bir bozulma yaşanmaması, sıkılaşma politikasının kısa vadeli sonuçlarıdır. Fakat bütçe açığının büyümesi ve kamu borcunun önemli bir kısmının döviz cinsinden olması, kur rejimini doğrudan siyasal istikrara bağımlı kılar.
Burada ekonomi politik açıdan temel soru şudur: Türkiye, bu sıkılaşmayı bir geçiş dönemi olarak mı görüyor, yoksa kalıcı bir kurumsal restorasyonun parçası olarak mı? Fitch’in “nötr”lüğü, tam da bu sorunun cevapsızlığından beslenir. Ne tam bir güven ne de açık bir güvensizlik… Sadece, mevcut çizginin bozulmaması halinde sistemin kendi ağırlığını şimdilik taşıyabildiği yönünde ihtiyatlı bir kanaat.
Sonuç olarak bu rapor, Türkiye ekonomisinin iyileştiğini değil; kontrol altına alındığını söylüyor. İyileşme, siyasal iktidarın ekonomi üzerindeki araçsal yaklaşımından vazgeçmesini; kontrol ise bu yaklaşımın daha sofistike biçimde sürdürülmesini ifade eder. Hangisinin tercih edileceği ise teknik raporlarla değil, siyasal tercihlerle belirlenecek. Fitch’in “nötr”ü, tam olarak bu belirsizliğin adıdır.



