TRT 1’in Ramazan ayına özel yapımı Vefa Sultan, ikinci sezonuyla ekrana döndü ve beklenenden hızlı bir şekilde görünürlük kazandı. Dizi, İstanbul’un “manevi sultanı” olarak anılan Muslihuddin Mustafa’yı, yani Vefa Sultan’ı merkeze alıyor. Ancak yapımın yaptığı şey klasik bir biyografi anlatısı kurmaktan ziyade, tarihsel bir figürü günümüz izleyicisinin aşina olduğu dramatik ve ahlaki çatışmalar üzerinden yeniden dolaşıma sokmak. Vefa Sultan, burada yalnızca bir mutasavvıf ya da keramet sahibi bir şahsiyet olarak değil; büyüyen, karmaşıklaşan ve sertleşen bir şehirde “denge” fikrini temsil eden bir karakter olarak kurgulanıyor.
Hürmüz’ün Yedi Kalesi: İran’ın “Batmaz Uçak Gemileri” ve Küresel Enerji Denklemi
Okumak istersen →İkinci sezonda hikâye, hac dönüşünde görülen bir rüya etrafında şekilleniyor. Bu rüya, Vefa Sultan’ın pirlik yoluna yönelmesini ve İstanbul’a dönüşünü tetikliyor. Anlatı, bu dönüşü kişisel bir aydınlanma anı olmaktan çıkarıp çevresindeki hayatları etkileyen bir kırılma noktası olarak sunuyor. Merhamet, adalet ve nefisle mücadele temaları, büyüyen şehrin gündelik gerilimi içinde işleniyor. Dizinin Ramazan ayına denk gelen yayın takvimi, bu temaların bilinçli biçimde daha görünür kılındığını gösteriyor; ancak anlatı dili, doğrudan bir dini çağrıdan ziyade ahlaki bir sorgulama alanı açmayı tercih ediyor.
Dizinin kısa sürede geniş yankı uyandırmasının en görünür göstergesi sosyal medya oldu. Özellikle X platformunda binlerce paylaşım yapıldı. İzleyici yorumlarında öne çıkan ortak duygu, dizinin “sakinleştirici” ve “yavaşlatıcı” bir etkisi olduğu yönünde. Bazı kullanıcılar diziyi Ramazan akşamları için bilinçli bir tercih olarak tanımlarken, zikir sahnelerinin gerçekçiliği ve tekke içi atmosferin detaylı kurulmuş olması sıkça vurgulandı. Oyuncuların ve yapım ekibinin Şeyh Vefa Sultan Camii’nde düzenlediği etkinlik de bu manevi çerçevenin ekran dışına taşırıldığı bir jest olarak olumlu karşılandı.
Bununla birlikte sosyal medyada eleştirel bir damar da mevcut. Özellikle ilk sezonla kıyas yapan yorumlar, anlatının önceki yoğunluğu yakalayamadığını savunuyor. Bazı izleyiciler diziyi Yunus Emre ile karşılaştırarak beklentinin doğal olarak yükseldiğini ifade ediyor. Senaryo tercihlerine ve yan hikâyelere yönelik eleştiriler, özellikle aşk sahneleri üzerinden yoğunlaşıyor. Bu eleştiriler, dizinin tasavvufi anlatıyla dramatik televizyon dili arasında kurmaya çalıştığı dengenin herkes için ikna edici olmadığını gösteriyor.
Geleneksel medya cephesinde ise ton daha net biçimde olumlu. Gazeteler ve haber siteleri diziyi, Osmanlı’nın ilim ve irfan geleneğini hatırlatan bir yapım olarak konumlandırıyor. Röportajlarda Vefa Sultan’ın yalnızca bir dini figür değil, bir dönemin zihniyetini ve şehir kültürünü etkileyen bir isim olduğu vurgulanıyor. Ancak bazı yayınlar, dizinin tarihsel gerçeklikten ilham alan kurgusal bir anlatı sunduğunu da özellikle not düşüyor. Bu vurgu, dizinin belgesel değil, dramatik bir yorum olduğu gerçeğini hatırlatma işlevi görüyor.
Ortaya çıkan genel tablo şu: Vefa Sultan, tasavvufi diziler arasında kendine özgü bir alan açıyor. Sosyal medya, izleyicinin manevi ve duygusal bir temas kurduğunu gösterirken; medya haberleri yapımın kültürel ve sembolik değerini öne çıkarıyor. Eleştiriler büyük ölçüde kıyaslardan ve beklenti farklarından kaynaklanıyor. Buna rağmen dizinin Ramazan ayı boyunca izleyiciyle kurduğu ilişki, bu tür yapımların hâlâ güçlü bir karşılık bulabildiğini gösteriyor. TRT’nin bu çizgiyi sürdürüp sürdürmeyeceği ise dizinin yalnızca reyting değil, oluşturduğu kültürel etkiyle de ölçüleceğe benziyor.



