Siyasetin Daralan Alanı: Amerika ve Türkiye’de Milliyetçilik, Militarizm ve Demokrasi Meselesi

Eylül 16, 2024
Siyasetin Daralan Alanı: Amerika ve Türkiye'de Milliyetçilik, Militarizm ve Demokrasi Meselesi

Amerika ve Türkiye’deki siyasi atmosfer, son yıllarda giderek daralan bir siyaset alanı ve artan kutuplaşma ile karakterize ediliyor. Bu ülkelerde, siyasetin toplumları birleştiren bir güç olmaktan çıkarak, toplumu bölen ve gerilimi tırmandıran bir araca dönüştüğü görülüyor. Özellikle Türkiye’de artan milliyetçilik ve militarist söylemler, siyasi iklimi daha da karmaşık ve gerilimli hale getirirken, Amerika’daki benzer eğilimler de toplumsal yapıyı derinden etkiliyor.

Türkiye: Milliyetçilik, Militarizm ve Demokrasi Arasındaki Çatışma

Amerika ve Türkiye

İran-Amerika Savaşı ve Çok Kutuplu Düzenin İlk Büyük Çatışması

Okumak istersen →

Türkiye’de son yıllarda artan milliyetçilik, siyasetin merkezine oturmuş durumda. Bu milliyetçi dalga, sadece bir ulusal kimlik vurgusu değil, aynı zamanda militarist söylemleri de besleyen bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Sınır ötesi operasyonlar, askeri başarılar, buna bağlı olarak silah saniyisinin  yüceltilmesi ve milliyetçi duyguların sürekli olarak körüklenmesi, siyaset sahnesinde militarist söylemin yükselmesine yol açıyor.

Türkiye’deki siyaset, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana milliyetçilik ve devletin merkezde olduğu bir yapı etrafında şekillendi. Tek parti dönemi ve sonrasındaki siyasi deneyimler, demokrasinin henüz tam anlamıyla olgunlaşamadığı bir zemin sundu. 1925’teki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 1930’daki Serbest Cumhuriyet Fırkası girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması, CHP’nin uzun yıllar boyunca tek parti olarak iktidarda kalmasını sağladı. Bu dönem, rejimin siyasi bir ideoloji olarak; ‘Devletçilik’in tüm alanlara nüfuz ettiği ve muhalefetin sistematik olarak bastırıldığı bir dönem oldu.

Devletçilik ulusun birliğini sağlamak adına milliyetçiliği ve laikliği merkezine aldı. Ancak bu ideoloji, demokrasinin gelişimini engelleyebilecek birçok unsuru da barındırıyordu. Milliyetçilik, bir yandan toplumu birleştirici bir unsur olarak görülürken, diğer yandan farklı etnik grupları ve muhalif sesleri dışlayan bir araç haline geldi. Aynı zamanda, devletin merkezde olduğu bir yapı inşa edilerek, sivil toplumun gelişmesi engellendi ve bireysel hak ve özgürlükler ikinci plana itildi.

Devletçilik politikası, serbest teşebbüsün önüne ciddi engeller koyarak, devletin ekonominin ve toplumun her alanında etkin bir rol oynamasına yol açtı. Bu süreç, halkın ekonomiye katılımını ve ekonomik gelişimini sınırlarken, devletin ideolojik ve politik hegemonyasını güçlendirdi. Bu bağlamda, Türkiye’deki milliyetçilik, sadece bir ulusal kimlik vurgusu değil, aynı zamanda militarist bir söylemi besleyen ve siyaseti daraltan bir unsur haline geldi.

Amerika: Kutuplaşma ve Suikastler

Amerika’da ise, son yıllarda siyasetin daralan alanı ve toplumun artan kutuplaşması dikkat çekiyor. Trump döneminde zirveye çıkan bu süreç, toplumu iki keskin kampa ayırdı ve siyaset, ideolojik savaşların yapıldığı bir arenaya dönüştü. Irkçılık, yabancı düşmanlığı ve aşırı sağın yükselişi, Amerika’daki demokrasiyi tehdit eden en büyük unsurlar arasında. Trump’a yönelik suikast girişimleri, siyasetin ne denli gerilimli bir hale geldiğini ve siyasi figürlerin dahi güvenliğinin sağlanamadığını gösteriyor.

Amerika’daki bu kutuplaşma, medyanın ve sosyal medyanın etkisiyle daha da derinleşti. Haberlerin ve sosyal medya paylaşımlarının manipülatif kullanımı, toplumda yanlış bilgiye dayalı bir algı oluşturdu ve bu durum, demokrasinin sağlıklı işlemesini engelleyen bir faktör haline geldi. Demokratik değerler, kutuplaşma ve nefret söylemleri arasında sıkışırken, siyasetin daralan alanı, Amerika’daki siyasi atmosferi daha da karmaşık bir hale getirdi.

Osmanlı’dan Günümüze: Devlet ve Toplum İlişkisi

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş süreci, devletin merkezde olduğu ve toplumun devletin kontrolü altında şekillendirildiği bir yapının sürekliliğini sağladı. Osmanlı’daki “kapıkulu” sistemi, devletin ve yönetici elitlerin toplumdan ayrı ve hatta topluma yabancı bir sınıf oluşturmasına yol açtı. Bu yapı, Cumhuriyet’in kuruluşunda da kendini gösterdi; devleti kutsayan bir anlayış, rejimin temel taşlarından biri haline geldi.

Rejimin devlet odaklı yapısı, halkın kendi kendini yönetme kapasitesini sınırlayan ve demokrasiyi yalnızca bir yönetim biçimi olmaktan çıkaran bir ideoloji olarak işledi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, laiklik ve modernleşme adına yapılan reformlar, toplumun önemli bir kesimi tarafından içselleştirilemedi. Bu durum, iktidarın elindeki gücü daha da konsolide etmesine ve demokrasinin sadece şekli bir unsur olarak kalmasına yol açtı.

Devletin sivil toplum üzerindeki baskısı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devletin kutsallığı ve dokunulmazlığı anlayışı ile pekişti. Bu anlayış, demokrasinin gelişimini engelleyen en büyük unsurlardan biri oldu. Sivil toplumun dar bir alana sıkıştırılması, devletin her alanda kontrolünü sürdürmesi, Türkiye’de demokrasinin yerleşmesini zorlaştırdı. Bu durum, sivil özgürlüklerin ve hakların gelişmesini engelleyerek, siyasetin tek bir ideolojik eksende, devletin çıkarları etrafında şekillenmesine neden oldu. Bu sistemi besleyen siyasal söylem olarak milliyetçilik merkeze tayındı. Devletçi sistemin koruyucusu olarak milliyetçiliğin yükselmesi sağlandı. Siyaset yapmanın ve sivilleşmenin önüne bir engel olarak konuldu. Devletin sahibi olduğuna inanma psikolojisi, kendinden olmayanların siyaset yapmasının engellenmesi hatta var olma haklarının imkansızlaştırılması için kullanışlı bir aparata dönüştürüldü.

Küresel Bağlam ve Ortak Tehditler

Türkiye ve Amerika’daki bu demokratik gerileme, küresel bir trendin parçası olarak da değerlendirilebilir. Avrupa’da da benzer eğilimler, milliyetçiliğin ve aşırı sağın yükselmesiyle kendini gösteriyor. Göç krizleri, ekonomik sıkıntılar ve popülist liderlerin yükselişi, Avrupa’nın siyasi atmosferini de zehirleyen unsurlar arasında. Amerika ve Türkiye’deki gelişmeler, aslında bu küresel eğilimin yerel yansımalarıdır.

Her iki ülkede de milliyetçilik ve militarizm, demokrasiyi dar bir alana sıkıştıran ve kutuplaşmayı körükleyen unsurlar olarak öne çıkıyor. Türkiye’de milliyetçilik ve militarist söylemler, demokrasiyi zayıflatan ve siyasetin alanını daraltan faktörler arasında başı çekiyor. Amerika’da ise, artan ırkçılık ve kutuplaşma, siyasetin zeminini sarsıyor ve demokratik değerleri tehdit ediyor.

Hayati Esen

Hayati Esen: 2012 yılında çeşitli dergi ve gazetelerde teoloji, siyaset ve sanat üzerine denemeleri yayımlandı. 2014 yılında fikrikadim.com adlı internet sitesini kurdu. 2023 yılında "Pis Roman" adlı bir roman yazdı. 2025 Yılında Simülasyonu Hacklemek: Modern İktidarın Anatomisi Kitabı yayınlandı. Yazılarını konuyorum.com'da yayınlamaya devam etmektedir.

Türkiye’de Yükselen Irkçılık Tehlikesi: Toplumsal Barışa Yönelik Bir Uyarı
Previous Story

Türkiye’de Yükselen Irkçılık Tehlikesi: Toplumsal Barışa Yönelik Bir Uyarı

AK Parti'nin Liderlik Çıkmazı: Erdoğan Sonrası Dönem İçin Zorluklar ve Olasılıklar
Next Story

AK Parti’nin Liderlik Çıkmazı: Erdoğan Sonrası Dönem İçin Zorluklar ve Olasılıklar

Türkiye’de Yükselen Irkçılık Tehlikesi: Toplumsal Barışa Yönelik Bir Uyarı
Previous Story

Türkiye’de Yükselen Irkçılık Tehlikesi: Toplumsal Barışa Yönelik Bir Uyarı

AK Parti'nin Liderlik Çıkmazı: Erdoğan Sonrası Dönem İçin Zorluklar ve Olasılıklar
Next Story

AK Parti’nin Liderlik Çıkmazı: Erdoğan Sonrası Dönem İçin Zorluklar ve Olasılıklar

Latest from Hayati Esen

Kontrollü Savaşın Kırılma Noktası: Pasifik

Kontrollü savaş bir kaza değildir; bir tercihtir. Büyük güçlerin birbirini doğrudan vururken çatışmanın sınırlarını bilinçli biçimde yönettiği, hedefleri sınırlı tuttuğu, eskalasyonu hesapladığı