Devleti Kurmak: Emperyal Devlet Olabilmek ve Ahlaki Üstünlük

Devleti kurmak, yalnızca siyasi sınırlar çizmek ya da kurumsal yapılar inşa etmek değildir; aynı zamanda insana, topluma ve tarihe dair bir anlam ufku kurmaktır.
Ağustos 29, 2025
devlet

Emperyal devlet olabilmek, yalnızca geniş sınırlara ya da güçlü ordulara sahip olmakla açıklanamaz. Tarih boyunca kalıcı ve etkili olan devletler, kendilerini salt zor ya da teknik aygıt üzerinden değil, ahlaki üstünlük iddiası üzerinden var ettiler. Roma’nın hukuk düzeni, yalnızca imparatorluk topraklarını düzenlemekle kalmadı; yurttaşlık ve adalet fikri etrafında bir dünya düzeni tahayyülü sundu. Osmanlı’nın adalet söylemi, padişahın mutlak otoritesini sınırlayan bir üst ilke işlevi gördü; zulüm ile meşruiyet arasına kalın bir çizgi çekerek farklı cemaatlerin varlığını tanıdı. Çin imparatorluklarının kozmik düzen anlayışı ise devletin varlığını evrenin düzeniyle özdeşleştirerek, toplumsal uyumu kozmolojik bir meşruiyet üzerinden kurdu. Bu örnekler gösteriyor ki emperyal devlet, salt idari kapasiteye indirgenemeyecek şekilde, anlam, kimlik ve değer inşa eden bir yapıdır. Onu kalıcı kılan, çıplak güç değil; ahlaki üstünlük üzerinden üretilmiş bir normatif evrendir.

Modern devletlerin yaşadığı krizin kaynağı, tam da bu ahlaki üstünlük boyutunun zayıflamasıdır. Ulus-devlet formu, kuruluş aşamasında yurttaşlarına bir ortaklık ideali –özgürlük, eşitlik, cumhuriyetçi ethos– sundu. Fransız Devrimi’nin yurttaşlık söylemi, Amerikan Cumhuriyeti’nin özgürlük ideali, genç Cumhuriyetlerin modernleşme hamleleri… Her biri başlangıçta toplumu ortak bir ahlaki ufukta bütünleştirdi. Ancak zamanla bu normatif evren daraldı. Ulus-devlet, savaş ekonomilerinin, büyüme hedeflerinin ve güvenlik politikalarının baskısıyla giderek teknik rasyonalizmin yönetim hesaplarına sıkıştı. Bugün birçok devlet, başlangıçta ürettiği ahlaki üstünlüğü kaybederek meşruiyetini yalnızca ekonomik büyüme ya da güvenlik vaatlerine bağlar hale geldi. Bu da onları kırılgan kılıyor; çünkü ekonomik krizler veya güvenlik zaafları, doğrudan siyasal meşruiyet kaybına dönüşüyor. Oysa tarihsel örnekler, kalıcı devlet olmanın çıplak zor değil, ahlaki üstünlük üzerinden mümkün olduğunu göstermektedir.

devlet

İran-Amerika Savaşı ve Çok Kutuplu Düzenin İlk Büyük Çatışması

Okumak istersen →

Bugünün dünyasında emperyal nitelikte güç projeksiyonları yapan devletler dahi, ahlaki üstünlüğü kaybettiklerinde uzun vadeli meşruiyet üretemiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri, demokrasi ve özgürlük iddiasıyla küresel sahnede öne çıktı; Soğuk Savaş boyunca “özgür dünyanın lideri” söylemiyle büyük bir cazibe merkezi oluşturdu. Ancak Irak işgali, Guantanamo hapishaneleri, insansız hava araçlarıyla yürütülen operasyonlar ve neoliberal ekonomik sömürü mekanizmaları bu üstünlüğü aşındırdı. Bugün ABD, askeri ve teknolojik gücünü koruyor olsa da, ahlaki üstünlüğünü kaybettiği ölçüde küresel liderlik iddiasını tartışmalı hale getirmiştir. Bu çelişkinin en görünür olduğu alanlardan biri ise İsrail’in Filistin’de yürüttüğü politikaların desteklenmesidir. ABD, özgürlük ve insan hakları söylemini sürdürürken, sivillerin hedef alındığı askeri operasyonlara ve işgale koşulsuz destek vererek kendi ahlaki iddiasını derinden zedelemektedir. Bu durum yalnızca Ortadoğu’da değil, küresel ölçekte de ABD’nin meşruiyetini sorgulatmakta; demokrasi adına konuşan bir gücün adalet karşısındaki sessizliği, ahlaki üstünlüğün geri dönülmez biçimde aşındığını göstermektedir.

Avrupa Birliği ise uzun süre insan hakları, hukukun üstünlüğü ve eşitlik idealiyle kendini tanımladı. Doğu Avrupa’ya açılımı, genişleme sürecinde demokratikleşme şartları bu iddiayı güçlendirdi. Ne var ki göçmen politikaları, sömürge sonrası toplumlarla yüzleşememesi ve giderek artan İslamofobi, bu söylemin inandırıcılığını zedeledi. Avrupa bugün hâlâ teknik ve kurumsal kapasite açısından güçlüdür; ancak ahlaki üstünlük kaybı, Birliği cazip bir model olmaktan uzaklaştırıyor.

Çin’in yükselişi ise istikrar ve kalkınma söylemi üzerine kuruludur. Tek parti yönetimi altında ekonomik mucize üreterek küresel bir güç odağı haline geldi. Ancak Pekin yönetimi, kalkınmayı evrensel bir ahlaki iddiaya dönüştürmekte zorlanıyor. İnsan hakları ihlalleri, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve Uygur meselesi, Çin’in küresel cazibesini sınırlıyor. Dolayısıyla ekonomik gücü muazzam olsa da, ahlaki üstünlük eksikliği Çin’in “küresel çekim merkezi” olmasını engelliyor.

Tarihsel tecrübe gösteriyor ki emperyal devlet olabilmenin ölçüsü, yalnızca teknik kapasite ya da zor kullanma becerisi değildir. Çünkü çıplak güç, en parlak döneminde bile kırılgandır; ekonomik krizler, askeri yenilgiler ya da toplumsal çalkantılar karşısında hızla çözülebilir. Kalıcı olan, ahlaki üstünlüğün sürekliliğidir. Ahlaki üstünlük ise soyut ideallerle değil; hafızanın, adaletin ve özgürlüğün kurumsallaştırılmasıyla mümkündür. Hafıza, topluma bir süreklilik ve anlam kazandırır; adalet, devletin meşruiyetini tahkim eder; özgürlük ise yurttaşları edilgen nesneler olmaktan çıkarıp etkin özneler haline getirir. Bu üç sacayağı olmadan, en güçlü devlet bile uzun vadede meşruiyet üretemez. Çünkü meşruiyet, çıplak güçle değil, ahlaki üstünlükle mümkündür.

Bugünün dünyası, emperyal vizyonunu yitirmiş ve ahlaki üstünlüğünü kaybetmiş devlet formlarının krizine tanıklık ediyor. Çıplak zorun ya da teknik kapasitenin ötesinde, kalıcı bir siyasal düzenin temelini adalet, özgürlük ve tarihsel hafıza üzerine inşa eden bir devlet anlayışına ihtiyaç vardır. Bu anlayış, yalnızca güvenlik ve verimlilik üreten bir idari makine değil; aynı zamanda insanlığın ortak ufkunu, ahlaki bir yön ve medeniyet iddiasını taşıyacak bir siyasal form olmalıdır. Dolayısıyla geleceğin dünyasında meşruiyet, askeri kudret ya da ekonomik büyümeden çok, yeniden ahlaki üstünlüğe sahip ve emperyal bir vizyon üretebilen devletlerin elinde şekillenecektir. İnsanlığın ihtiyacı, işte tam da böyle bir devlet sistemidir: hafızayı diri tutan, adaleti kurumsallaştıran, özgürlüğü yaratıcı bir imkân olarak koruyan ve bunu yalnızca kendi yurttaşları için değil, küresel ölçekte bir normatif ufuk olarak sunabilen bir devlet.

Peki, Hangi Devlet?

 

Yazarın Bir önceki yazısı: Devleti Kurmak: Soğuk Rasyonalizmden Sürdürülebilir Toplum Düzenine

Hayati Esen

Hayati Esen: 2012 yılında çeşitli dergi ve gazetelerde teoloji, siyaset ve sanat üzerine denemeleri yayımlandı. 2014 yılında fikrikadim.com adlı internet sitesini kurdu. 2023 yılında "Pis Roman" adlı bir roman yazdı. 2025 Yılında Simülasyonu Hacklemek: Modern İktidarın Anatomisi Kitabı yayınlandı. Yazılarını konuyorum.com'da yayınlamaya devam etmektedir.

devlet
Previous Story

Devleti Kurmak: Soğuk Rasyonalizmden Sürdürülebilir Toplum Düzenine

devlet
Next Story

Devleti Kurmak: Peki, Hangi Devlet?

devlet
Previous Story

Devleti Kurmak: Soğuk Rasyonalizmden Sürdürülebilir Toplum Düzenine

devlet
Next Story

Devleti Kurmak: Peki, Hangi Devlet?

Latest from Hayati Esen

Kontrollü Savaşın Kırılma Noktası: Pasifik

Kontrollü savaş bir kaza değildir; bir tercihtir. Büyük güçlerin birbirini doğrudan vururken çatışmanın sınırlarını bilinçli biçimde yönettiği, hedefleri sınırlı tuttuğu, eskalasyonu hesapladığı