Roma–İran Savaşının Sonucu İslam’dı… Bugünkü Savaşların Sonucu Ne Olacak?

Mart 9, 2026
savaş

Tarih bazen meydan muharebelerinde değil, büyük güçlerin birbirini tükettiği sessizlik anlarında yazılır. 7. yüzyılın başında yaşanan Bizans-Sasani savaşları, bu durumun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yaklaşık çeyrek asır süren bu kanlı mücadele, dönemin iki süper gücünü askeri, ekonomik ve siyasi açıdan tam anlamıyla tüketmişti. Savaşın galibi Bizans olurken, Sasani İmparatorluğu tarihe karıştı; ancak bu çatışmanın asıl kazananı ne Bizans ne de İran oldu. Ortaya çıkan devasa güç boşluğu, kısa süre sonra Arap Yarımadası’ndan yükselen yeni bir siyasi ve dini hareket tarafından dolduruldu: İslam.

Bu savaşların yalnızca iki devletin kaderini değil, tüm bir bölgenin jeopolitik dokusunu nasıl dönüştürdüğü, bugün artık tarihsel bir kesinlik olarak karşımızda duruyor. Çünkü savaşın sonunda Ortadoğu’nun siyasi ve askeri dengesi çökmüş, imparatorlukların kontrol kapasitesi buharlaşmıştı. Suriye, Irak, Filistin ve Mısır gibi stratejik bölgeler, kısa süre içinde yeni bir gücün eline geçti. Başka bir deyişle, iki büyük imparatorluğun birbirini yıpratması, yalnızca bir fetih alanı değil; yeni bir çağın, yeni bir medeniyetin doğmasına zemin hazırlayan bir boşluk yarattı.

savaş

Magyar Macaristan’ın Zelenski’si mi olacak?

Okumak istersen →

Bu kaotik süreçte bazı toplulukların geçici avantajlar elde ettiği de görüldü. Örneğin Bizans’ın dini ve siyasi baskısından bunalan Yahudi toplulukları, Perslerin Kudüs’ü ele geçirmesiyle kısa süreli bir özerklik kazanmıştı. Ancak bu kazanımlar, savaşın nihai sonucu karşısında kalıcı olamadı. Çünkü asıl belirleyici olan, savaşın yarattığı büyük jeopolitik boşluktu ve bu boşluk, ancak bölgenin siyasal düzenini kökünden değiştirebilecek kapasitede yeni bir aktör tarafından doldurulabilirdi.

Bugün dünya siyasetinde tanık olduğumuz gelişmeler, bu kadim tarihsel örneği yeniden hatırlatıyor. Bir tarafta Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü yıpratıcı savaş, diğer tarafta Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında giderek genişleyen askeri gerilim. Bu iki çatışma hattı birbirinden bağımsız gibi görünse de, aslında aynı jeopolitik sonucu üretiyor: Büyük güçlerin dikkatlerinin ve kaynaklarının farklı cephelere dağılması, onların bölgesel hegemonyalarını zayıflatıyor.

Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı, Moskova’nın Ortadoğu’daki etkisini ciddi ölçüde sınırlamış durumda. Suriye’de uzun süre denge unsuru olabilen Rusya, artık aynı kapasiteye sahip değil. Öte yandan ABD, İran’la yaşadığı çatışma nedeniyle bölgeye daha fazla askeri ve siyasi enerji harcamak zorunda kalıyor. Bu durum yalnızca bir askeri angajman meselesi değil; küresel güç dağılımını, ittifakları ve caydırıcılık dengelerini de doğrudan etkiliyor.

Tam da bu noktada, tıpkı 7. yüzyılda olduğu gibi, bazı aktörler için yeni stratejik fırsat alanları ortaya çıkıyor. İsrail bu aktörlerin başında geliyor. İran’ın zayıflaması, dikkatinin başka cephelere kayması veya nüfuz alanlarının daralması, İsrail açısından stratejik bir avantaj yaratıyor. Aynı şekilde Rusya’nın Ukrayna’ya odaklanması, İsrail’in Suriye sahasında daha rahat hareket etmesine, hava operasyonlarını genişletmesine ve Hizbullah’ın lojistik hatlarına yönelik baskısını artırmasına imkân tanıyor. Bu nedenle mevcut savaşların dolaylı sonuçları, bölgedeki güç dengesini İsrail lehine yeniden şekillendiren yeni bir operasyonel alan açıyor.

Ancak burada asıl önemli olan, tarihsel benzetmenin birebir aynısını beklemek değil, ortaya çıkan yapısal durumu doğru okumaktır. 7. yüzyılda Roma ve İran’ın birbirini tüketmesi, yepyeni bir uygarlığın ve dinin yükselmesine zemin hazırlamıştı. Bugün ise küresel sistem çok daha karmaşık, çok kutuplu ve katmanlı bir yapı arz ediyor. ABD hâlâ küresel bir güç, Rusya henüz çökmüş değil ve Çin gibi yeni bir küresel aktör, sistemin tam merkezinde yer alıyor.

Bu nedenle bugünkü savaşların sonucu, büyük ihtimalle yeni bir uygarlığın veya evrensel bir dinin doğuşu olmayacak. Fakat Ortadoğu başta olmak üzere dünya siyasetinde yeni bir güç dengesinin, yeni nüfuz alanlarının ve belki de yeni bir bölgesel düzenin ortaya çıkması oldukça muhtemel. Tarih bize şu dersi verir: Büyük güçler uzun süreli ve yıpratıcı savaşlara sürüklendiğinde, kazananlar çoğu zaman savaşan taraflar değil, savaşın yarattığı boşluğu en iyi okuyan ve en hızlı dolduran aktörler olur.

Bugün dünya siyaseti tam da böyle bir döneme giriyor olabilir. Rusya Ukrayna’da, Amerika İran’la karşı karşıya; enerji kaynakları, askeri stoklar ve siyasi sermaye tükeniyor. Büyük güçlerin dikkatinin dağıldığı, kaynaklarının bölündüğü bir çağda asıl soru şu: Bu savaşların sonunda ortaya çıkacak jeopolitik boşluğu kim, hangi vizyonla dolduracak?

Tarih bize bir şey öğretiyorsa, o da şudur: Yeni düzenler çoğu zaman zafer taklarının altında değil, savaşların açtığı derin boşluklarda ve yorgun imparatorlukların küllerinde doğar.

Konu Yorum

Konu Herkesin Yorum Bizim: Türkiye ve Dünya gündeminde öne çıkan konuları ele alıp değerlendirmeye çalışan bir internet sitesidir.

savaş
Previous Story

How Will the Iranian Attack Affect Turkey-Israel Relations?

savaş
Next Story

Yüzen Merkez (IV): Tarafsızlık Değil, Türkiye’nin Savaşı Sınırlama Politikası

savaş
Previous Story

How Will the Iranian Attack Affect Turkey-Israel Relations?

savaş
Next Story

Yüzen Merkez (IV): Tarafsızlık Değil, Türkiye’nin Savaşı Sınırlama Politikası

Latest from Yorum

Hürmüz Kapanırsa Türkiye Ne Kazanır?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28 Şubat 2026 gecesi söylediği cümle kısaydı ama netti: “Ülkemizi ateş çukurunun dışında tutacağız.” ABD ve İsrail’in İran’a yönelik koordineli