Devletin Çözülüşü-IV-: Yeni Bir Birey ve Kapitalizm Fikri Mümkün mü?

Ocak 24, 2026
devlet

Modern devletin ve onunla özdeşleşen yurttaşlık modelinin çözülüşü, yalnızca kurumsal bir dönüşüm değil, daha derinde bir temsiliyet krizinin tezahürüdür. Tarihsel olarak insan, daima daha büyük bir bütünün-sınıfın, ulusun, ideolojinin veya medeniyetin-parçası olarak tanımlandı. Bu kolektif kimlikler, bireye bir aidiyet ve anlam çerçevesi sundu, ancak aynı zamanda onu dışsal bir referans sistemine bağımlı kıldı. Günümüzde devletin geleneksel otoritesinin geri çekilmesiyle birlikte, birey artık bu dışsal tanımlayıcılara sığınma imkânını kaybetmiştir. Bu kayıp, bir yalnızlaşma veya sahipsiz kalma hâli olarak değil, ontolojik bir sorumluluk olarak karşımıza çıkar. Birey, kimliğini ve değerini dayatılan kalıplardan değil, kendi varlığının derinliklerinden inşa etmek zorundadır.

İbn Arabî’nin düşüncesi, bu zorunluluğu aydınlatacak bir perspektif sunar. Ona göre insan, yalnızca bir parça veya küçük bir unsur değil, âlemin bütün hakikatlerini içinde barındıran bir “nüsha-i kübrâ”dır. Yani insan, evrenin büyük kitabının tam ve mükemmel bir suretidir. Devletin çözülüşü, bu bağlamda, bireyin üzerine örtülmüş olan yapay ve geçici kimlik katmanlarının dökülmesi sürecidir. Devlet, bireyin varoluşsal yönelimini ve değerlerini belirleyen yegâne otorite olmaktan çıkıyorsa, o zaman birey anlamı dışarıdaki bir merkezden-başkentten, yasadan, siyasi iktidardan-değil, kendi ontolojik merkezinden türetmek durumundadır. Bu, bir içe dönüş ve köklenme çağrısıdır.

devlet

İran-Amerika Savaşı ve Çok Kutuplu Düzenin İlk Büyük Çatışması

Okumak istersen →

Bu yeni birey anlayışı, toplumsal olandan bir kopuş değil, ilişkilerin niteliğinde radikal bir dönüşüm anlamına gelir. Siyasetin geleneksel alanı, kurumlar, partiler ve resmî mekanizmalar arasındaki dengeler üzerinden tanımlanırdı. Oysa şimdi siyasetin asıl sahnesi, öznelerin kendi içsel hakikatleriyle kurdukları ilişkinin ve bu ilişki üzerinden birbirleriyle tesis ettikleri bağın niteliği olacaktır. Zira devletin somut ve sınırlı çerçevesinin silikleştiği yerde “kamu,” coğrafi bir mekân veya bürokratik bir yapı olmaktan çıkar. Kamu, kendi cevherinin farkında olan, bu farkındalıkla hareket eden bireylerin, özgür iradeleri ve ahlaki sorumluluk duygularıyla inşa ettikleri dinamik ve rıza dayalı bir zemine dönüşür.

Burada ortaya çıkan kimlik, “verilmiş” veya “dayatılmış” bir kimlik değil, aktif bir arayış ve keşfin ürünü olan “keşfedilen bir kimlik”tir. Modernitenin büyük paradoksu, bireyi özgürleştirdiğini iddia ederken onu nesneleştirmesi ve her türlü dış müdahaleye açık, biçimlendirilebilir bir varlık haline getirmesidir. İnsan, hakikatini dışarıda aramaya teşvik edilmiş, böylece kendi içsel bütünlüğünden uzaklaştırılmıştır. İbn Arabî’nin düşüncesinde merkezi bir yer tutan “kemâl” arayışı-yani olgunlaşma ve bütünleşme yolculuğu-tam da bu noktada devreye girer. Bu arayış, bireyi dışsal belirlenimlerin, geçici ideolojilerin ve sosyal beklentilerin ötesine taşıyarak, kendi özüyle buluşmaya davet eder.

Modern dünyanın yeni tahakküm biçimleri-dijital gözetim, algoritmik yönlendirme, tüketim kültürünün her yeri kuşatan dili-bireyi sürekli olarak bir “veri noktasına”, “tüketici profile” veya “sosyal ağ unsuruna” indirgeme eğilimindedir. Yeni birey, tam da bu indirgemeci saldırıya karşı, varlığının “parçalanamaz” ve “indirgenemez” olduğu bilinciyle direnir. Bu bilinç, onun salt bir araç veya nesne değil, taşıdığı içkin değer ve anlam dolayısıyla bir cevher olduğunun idrakidir. Bu idrak, yalnızca varoluşsal değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurur.

Nitekim, bireyi bir cevher olarak kavrayan bu tasavvur, kapitalizmin onu homo economicus’a indirgeyen temel varsayımıyla doğrudan çelişir. Kapitalist mantık, insanın değerini üretim kapasitesi ve tüketim eğilimiyle ölçer; onu sürekli dışsal göstergelerle (gelir, statü, mülk) tanımlar. Bu, İbn Arabî’nin “nüsha-i kübrâ”sını, “nüsha-i sugrâ”ya-yani sınırlı, eksik ve maddi düzleme hapsolmuş bir kopyaya-dönüştürme teşebbüsüdür. Oysa cevher olarak birey, değerini piyasa koşullarından değil, varoluşsal bütünlüğünden alır. Buradan hareketle, yeni bir ekonomik tahayyül kaçınılmaz hale gelir: Araçsal faydayı değil, içkin değeri; mülkiyet ve birikimi değil, emanetçilik ve sorumlu kullanımı; bencil rekabeti değil, hakikat paydaşlığına dayalı işbirliğini merkezine alan bir tahayyül.

Devletin dönüşümü ve kapitalizmin yaşadığı sorgulanma, benzer bir insan algısına işaret ediyor: İnsanın, dışarıdan tamamlanması gereken eksik bir varlık veya yalnızca araçsal bir kapasite olarak görülmesi. Bu iki olgunun ortaya çıkardığı açmazlar, belki de öncelikle insana dair bu sınırlayıcı bakışın aşılmasını gerektiriyor. İbn Arabî’nin düşüncesi, böyle bir arayış için derinlikli ve incelikli bir zemin sunabilir.

Geleceğin toplumsal düzeni, yalnızca daha karmaşık kurumlar veya daha verimli pazarlar üzerine değil; kendi cevherinin farkında olan, bu farkındalıkla kendi içsel bütünlüğünü koruyabilen ve diğerleriyle anlamlı bir diyalog kurabilen öznelerin ilişkiselliği üzerine kurgulanabilir. Siyaset, böyle bir ilişkiselliğe imkân veren bir estetik ve etik zemin; ekonomi ise insani potansiyelin anlamlı bir şekilde dışavurulduğu bir alan olarak yeniden düşünüldüğünde, mekânsızlıkta sabitlenmiş cevherler, gerçek bir “biz”i inşa etme yolunda ilerleyebilir.

Konuya ait yazılar:

Devletin Çözülüşü, İnsanın Direnişi: İbn Arabî, Aristoteles ve Küresel Egemenliğin Yeni Biçimi

Devletin Çözülüşü-II-: Yeni Bir Birey Fikri Mümkün mü

Devletin Çözülüşü-III- Sen Ne İsteyebilirsin?

Hayati Esen

Hayati Esen: 2012 yılında çeşitli dergi ve gazetelerde teoloji, siyaset ve sanat üzerine denemeleri yayımlandı. 2014 yılında fikrikadim.com adlı internet sitesini kurdu. 2023 yılında "Pis Roman" adlı bir roman yazdı. 2025 Yılında Simülasyonu Hacklemek: Modern İktidarın Anatomisi Kitabı yayınlandı. Yazılarını konuyorum.com'da yayınlamaya devam etmektedir.

devlet
Previous Story

Zorunluluğun Retoriği veya Özne Her Zaman Karanlıktadır

devlet
Next Story

Devletin Çözülüşü – V: Merkeziyetsiz Kamusallık ve Kapitalizmin Dönüşümü

devlet
Previous Story

Zorunluluğun Retoriği veya Özne Her Zaman Karanlıktadır

devlet
Next Story

Devletin Çözülüşü – V: Merkeziyetsiz Kamusallık ve Kapitalizmin Dönüşümü

Latest from Hayati Esen

Kontrollü Savaşın Kırılma Noktası: Pasifik

Kontrollü savaş bir kaza değildir; bir tercihtir. Büyük güçlerin birbirini doğrudan vururken çatışmanın sınırlarını bilinçli biçimde yönettiği, hedefleri sınırlı tuttuğu, eskalasyonu hesapladığı