Müslüm Baba ve İslamcı Kuşağın Kaybolan Şarkıları

Kasım 22, 2024
Müslüm Baba ve İslamcı Kuşağın Kaybolan Şarkıları

Jean-Paul Sartre’a göre insan, kendini sürekli olarak anlamlandırma çabası içinde olan bir varlıktır. Ancak bu çaba, sık sık “hiçlik” duygusuyla sonuçlanır. Arabesk, tam da bu noktada bir “hiçlik estetiği” sunar. Göçebe kültürden gelen sürekli yer değiştirme ve mekânsal aidiyetin yokluğu, insanın kendini bir türlü tam anlamıyla gerçekleştirememe duygusunu beraberinde getirir.

Türk toplumunda arabesk kültürünün tarihsel izlerini, göçebe kültürün pragmatizmle şekillenen etkilerinde aramak gerekebilir. Göçebe bir yaşam, doğası gereği pragmatik bir hayat anlayışını zorunlu kılar. Derin düşünce, analitik bir sistem ve nitelikli sanat eserleri gibi, farkındalığı zenginleştiren unsurların yerine, göçebe yaşam biçiminin oluşturduğu yoğun duygusallık ve karşılaşılan sorunları dramatize ederek aşma eğilimi, arabesk kültürün temel yapıtaşlarından biri olarak görülebilir.

Altın 2026’yı Nasıl Kapatır?

Altın 2026’yı Nasıl Kapatır?

Okumak istersen →

Göçün insan zihninde yarattığı görecelilik ve boşluk hissi, zaman ve mekanı farklı algılama biçimlerini doğurur. Arabesk müzik, bu hissiyatın somut bir yansımasıdır. Örneğin, Müslüm Gürses’in sevdayı “yakıcı bir kervan” metaforuyla dile getirirken, aşkın insanda yarattığı acıyı “aşk şarabı” ile özdeşleştirmesi, acının göreceli bir anlam kazanma çabası olarak okunabilir. Sevdanın her bedende farklı bir acı şekline bürünmesi, sarhoşluğun kişiden kişiye değişen tezahürleri gibi, bireysel bir trajedinin ortak bir estetik dilde ifadesidir.

Belki de bu durum, kuantum mekaniğinin “gözlemci etkisi” teorisiyle ilişkilendirilebilir; insanın, olup bitene itiraz ederek değiştiremediği şeyleri anlamlandırma ve kabullenme çabasıdır bu. Göçebe birey, yaşadığı her acıyı, konar-göçer çadırının geçiciliğiyle yerleşik hayata duyduğu özlem arasında bir denge kurmaya çalışır. Bu çabayı, “Bunca gamı, bunca derdi” diyerek dile getirir ve bunu müziğin duygusal çatısı altında anlamlandırmaya çalışır.

Fiziksel varlığının biyolojik sınırlamalarıyla çevrili insan, aynı zamanda bu sınırların ötesine geçmek için sanatın ve özellikle müziğin içinde bir sığınak arar. Arabesk müziğin merkezinde, insanın karbon temelli biyolojik yapısını aşan, ancak bu yapıdan doğan duygusal derinlik vardır. Bu bağlamda Müslüm Gürses, 1980’ler ve 90’lar Türkiye’sinde, hem toplumsal dönüşüm hem de bireysel sancılar arasında bir kuşağın sığınağına dönüşmüştür.

Taşa Verdim Yanımı şarkısındaki taş metaforu, Heidegger’in “varlık ve zaman” kavramıyla da okunabilir ama ben şahsen bu şarkıyı  taş gibi sabit, dayanıklı ve geçici olanın ötesindeki bir varlığı arayan bireyin, aslında sabit bir zemine yaslanma ihtiyacını dile getirmesi olarak okumayı tercih ediyorum.. Ancak o dönemde içinde bulunduğum İslamcı kuşak, Müslüm Gürses’in duygusal ve insani derinlik taşıyan müziği yerine, müzikal değeri tartışmalı, ideolojik marşlara maruz bırakılmıştı. Bizler, kendi dostluklarımızı, dayanışmamızı ve bireysel mücadelemizi, Müslüm Baba’nın Taşa Verdim Yanımı türküsünde bulabilirdik. Bu türkü, dostun taş gibi sağlam olduğunu, yaslandığında güç verdiğini hatırlatırdı. Oysa mesele sadece bir iktidar mücadelesi olarak kaldı.

Bugün geriye baktığımızda, Müslüm Baba’nın müziği, 80’ler ve 90’lar İslamcılarının kurmaya çalıştıkları düzenin insani sesi olabilecekken, mücadeleyi, savaşı ve çatışmayı yücelten marşların arasında kaybolmuştur. Benim kuşağımın yaşı kemâle erdi ve gençlik dönemlerinde Filistin gösterilerindeki hatıralarını, Müslüm Baba’nın İsyankâr şarkısını dinlerken gönül yaralarını ve yüzlerinde kuruyan gözyaşlarını hatırlar belki. Ne yazık ki, bu izlerin yerini, müzikal anlamda derinlikten yoksun marşların bıraktığı bir sessizlik almış durumda…

O zaman yazıyı  Müslüm Baba’nın Taşa Verdim Yanımı ile bitirelim:

Hayati Esen

Hayati Esen: 2012 yılında çeşitli dergi ve gazetelerde teoloji, siyaset ve sanat üzerine denemeleri yayımlandı. 2014 yılında fikrikadim.com adlı internet sitesini kurdu. 2023 yılında "Pis Roman" adlı bir roman yazdı. 2025 Yılında Simülasyonu Hacklemek: Modern İktidarın Anatomisi Kitabı yayınlandı. Yazılarını konuyorum.com'da yayınlamaya devam etmektedir.

Türkiye’de Tartışmanın İmkânsızlığı: Medya, Kamplaşma ve Doğru Bilgi Arayışı
Previous Story

Türkiye’de Tartışmanın İmkânsızlığı: Medya, Kamplaşma ve Doğru Bilgi Arayışı

Bir Şiirdi İnsanlığımız Şeb-i Hicran İçinde
Next Story

Bir Şiirdi İnsanlığımız Şeb-i Hicran İçinde

Türkiye’de Tartışmanın İmkânsızlığı: Medya, Kamplaşma ve Doğru Bilgi Arayışı
Previous Story

Türkiye’de Tartışmanın İmkânsızlığı: Medya, Kamplaşma ve Doğru Bilgi Arayışı

Bir Şiirdi İnsanlığımız Şeb-i Hicran İçinde
Next Story

Bir Şiirdi İnsanlığımız Şeb-i Hicran İçinde

Latest from Hayati Esen

İsrail’in Geleceği İkinci Bölüm

İsrail'in Geleceği İkinci Bölüm: Doğu Çağı Levant'ı Tasfiye mi Edecek? İlk bölümü bir soruyla bitirmiştik: Asya çağı Levant'ı dışlamak yerine kendi ticaret

İsrail Yeni Çağda Tutunabilir mi?

İsrail’in gücünü bugünkü ordusu, ittifakları ya da füze savunma sistemleriyle ölçmek yanıltıcıdır. Bunlar kısa vadeli göstergelerdir. Uzun vadede bir devletin konumunu belirleyen